1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. CHP'li Tanrıkulu: Diyarbakır Beyrutlaşacak!
CHP'li Tanrıkulu: Diyarbakır Beyrutlaşacak!

CHP'li Tanrıkulu: Diyarbakır Beyrutlaşacak!

Eski Diyarbakır Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu, "Kibirden yol alamayan Adalet ve Kalkınma Partisi Türkiye'yi bir ateş çemberinin içine itti" dedi

A+A-

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, "Bundan bir ay önce söylemiştim; parlamentonun ilk yapacağı şeylerden biri Türkiye'nin Kürt meselesinde bir irade ortaya koymak olmazsa bölge Suriyeleşecek, Lübnanlaşacak, Diyarbakır Beyrutlaşacak" dedi.

Eski Diyarbakır Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu, "Ancak kibirden yol alamayan Adalet ve Kalkınma Partisi Türkiye'yi bir ateş çemberinin içine itmiştir" görüşünü dile getirdi.

Sezgin Tanrıkulu, "Bir yol ayrımına gelmiş Türkiye. Türkiye Kürt meselesinde yakın tarihinin en ağır krizini yaşıyor ama hükümet maalesef bunun farkında değil" dedi. 

Tanrıkulu, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında 10 Aralık İnsan Hakları günü dolayısıyla hazırladıkları 2015 yılı insan hakları ihlallerine ilişkin raporu paylaştı.

Basın toplantısında, verilerin yer aldığı tablolar ile fotoğraflar ve sokağa çıkma yasağı ilan edilen yerleşim yerlerinin işaretlendiği Türkiye haritasını gösteren Tanrıkulu, ortaya çıkan tabloya dikkati çekti.

Sokağa çıkma yasağının en ağır insan hakları ihlallerinden olduğunu, yerel yöneticilerin böyle bir karar almasının hukuki temeli bulunmadığını belirten Tanrıkulu, "Türkiye'nin bir bölgesi Ankara'dan kopmuş durumda. Sokağa çıkma yasakları bir coğrafi kopuşun göstergesidir. Orada insanlar kendi kaderlerine terk edilmiş durumdalar ve çok ağır insan hakları ihlalleri yaşanmaktadır" değerlendirmesinde bulundu. Sokağa çıkma yasaklarının olduğu yerleşim yerlerinde "Essedullah timleri" ifadesinin yer aldığı duvar yazılarının fotoğraflarını gösteren Tanrıkulu, hükümetin bu yazılara tepkisiz kalmasını eleştirdi.

İktidarın bu yazıların halkta ne kadar derin yaralar açtığının farkında olmadığını ileri süren Tanrıkulu, "Bu yazılar ağır insan hakları ihlallerinin habercisi ve kanıtıydı. Duvarlara bunları yazan, her türlü hukuk dışı işi de yapar" dedi. Sokağa çıkma yasağının ilan edildiği bölgelerde ağır çatışmalar yaşandığını bildiren Tanrıkulu, "Bir yol ayrımına gelmiş Türkiye. Türkiye Kürt meselesinde yakın tarihinin en ağır krizini yaşıyor ama hükümet maalesef bunun farkında değil" diye konuştu.

"Adalet ve Kalkınma Partisi Türkiye'yi bir ateş çemberinin içine itmiştir" Tanrıkulu, Cizre ve Silopi ilçelerinde öğretmenlere ilçeleri terk etmeleri yönünde SMS mesajları gittiğini iddia ederek, bunun neyin habercisi olduğunun sorgulanmasını istedi. Tanrıkulu, "Bundan bir ay önce söylemiştim; parlamentonun ilk yapacağı şeylerden biri Türkiye'nin Kürt meselesinde bir irade ortaya koymak olmazsa bölge Suriyeleşecek, Lübnanlaşacak, Diyarbakır Beyrutlaşacak. Ancak kibirden yol alamayan Adalet ve Kalkınma Partisi Türkiye'yi bir ateş çemberinin içine itmiştir" ifadesini kullandı.

"Gazetecilik ahlakı ve namusu bakımından bir soru sorulması lazımdı" İnsan hakları ihlalleri konusunda rakamsal bilgiler de veren Tanrıkulu, 32 gazetecinin hapiste olduğunu, basın özgürlüğü açısından ağır bir tablo yaşandığını söyledi. Tanrıkulu, "Erdoğan'ın uçağında gazeteci arkadaşlarınız var. Sorulan tek bir soru yok bununla ilgili. Varsa yoksa hazretin başkanlık sevdası. Gazeteciler hapiste. En azından gazetecilik ahlakı ve namusu bakımından bir soru sorulması lazımdı" dedi.

 

Tanrıkulu, parlamentonun da devreye girmesiyle 2016 yılının insan hakları ihlallerinin yaşanmadığı bir yıl olması dileğinde bulundu.

 

Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Tanrıkulu, öğretmenlere gönderilen mesajın neyin habercisi olduğu yönündeki soruya, "Meslek içi eğitim diye insanları bulundukları yerden çekeceksiniz. Bu gerekçe herhalde asıl gerekçe değildir. Kimse buna inanmaz. Asıl neden; ağır bir tablo ortaya çıkacak, bu ağır tabloda hem tanıklıklar olmasın hem de bir vesile ile buraya gelen ama Silopili, Cizreli olmayan öğretmenlerin yaşam hakları ihlal edilmesin. Amaç bu olur. Öğretmenlere mesaj gidiyor, 'oradan çekilin' deniliyor. Türkiye hangi dönemde böyle bir tablo yaşamıştı" yanıtını verdi. Tanrıkulu, topyekun düşmanlaştırılan, aidiyet bağları kopmuş bir kitlenin oluştuğunu savunarak, bunun tehlikesine dikkati çekti. Tanrıkulu, iktidarın çözüm sürecinde geldiği noktayı eleştirdi. Tanrıkulu, şöyle konuştu:

 

"Ayaklarını pedaldan öyle bir çektiler ki 10 metre havaya kaldırdılar bisikleti. Ya bu işe başlamayacaksınız, ya da sürdüreceksiniz. Bu çocuk oyuncağı değil. 35 yıldır süren, 50 bin insanın canına mal olmuş, ağır travması devam eden bir meseleye kibirle, başkanlık hayali ile bakamazsınız. Bakarsanız bu noktaya gelir. Evet, barikat yanlış, enkaz yanlış, bunların tümü yanlış. Hiç olmaması lazım. Ama bunlar var diye hukuk dışılık, insan ve yaşam hakları ihlalleri meşru görülemez ki." Sorumluluğu gereği yaşananların ve gözlemlerinin onda birini aktardığını ifade eden Tanrıkulu, "Vatandaş kopuyor Türkiye'den çünkü karşılarında başka seçenekler de var. O nedenle bu parlamentonun, hepimizin aklımızı başımıza almamız lazım" dedi. Tanrıkulu, bu seçeneklerin ne olduğu sorusuna ise "Her şeyi burada söyleyecek halimiz yok. Onları da siz yazın. Hiç kimse seçeneksiz değil. Ölüm normalleşmiş, rakamdan ibaret olmuşsa bunun gidebileceği yeri artık herkes takdir etsin. İsimsiz ölüler var sadece. Bu ortam nereye evrilir?" karşılığını verdi.

Tanrıkulu, başka bir soru üzerine başkanlık sistemi tartışmaları ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın buna ilişkin son açıklamalarını da değerlendirdi. Türkiye'nin ağır insan hakları ihlalleri ile karşı karşıya kaldığı bir dönemde gündemin başkanlık sistemi olarak belirlenmeye çalışılmasını hayretle karşıladığını belirten Tanrıkulu, şunları kaydetti:

 

"Sayın Erdoğan hızlı karar alamadığı için mi, Davutoğlu ile aralarında büyük çelişkiler olduğu için mi ülke şu anda kan gölü? Şu an itibariyle başkanlık rejiminin tartışılması Türkiye bakımından büyük bir zulümdür. Bütün bu hak ihlallerinin nedenleri anayasa mıdır? Ne ilgisi var? Bu ağır tablonun nedeni bu anayasa değil, bu anayasanın bile uygulanmamasıdır. Bu başkanlık veya anayasa tartışmaları ile bugün yaşadığımız ağır insan hakları ihlalleri tablosu örtülmek isteniyor. Bu anayasanın dışında gündemimiz yok mu? Türkiye kopuş yaşıyor, biz başkanlık rejimini tartışıyoruz."

 

(T24)

HABERE YORUM KAT

İlgili Haberler