1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Buz gibi soğukta sıcak bir sohbet
Buz gibi soğukta sıcak bir sohbet

Buz gibi soğukta sıcak bir sohbet

Burcu Çetinkaya eksi 15 derece soğukta Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'le söyleşi yaptı.

A+A-
Bir yandan Diyarbakır halkıyla selamlaşıp onlarla sohbet ederken diğer yandan ekiplerin çalışmalarını yakından takipteydik ve, soğuklar üzerine başladık konuşmaya.-1974 yılında Dicle Nehri tek parça buz tutmuştu. Biz Dicle nehrini kırıp içinden balık çıkartıyorduk, derlerdi.
 
2006-2007 ise yine benzeri bir soğuk yaşanmıştı. Şimdi o kadar olmasa bile yine benzeri bir soğuk yaşıyoruz. Sıcak koltukta oturup, kar niye temizlenmiyor, buzlar niye erimiyor demek başka bir şeydir ama gelip bu atmosferin içerisinde bir saat bile olsa kalmak emeğe ve emekçiye duyulması gereken saygı sürecine de katkı sunuyor.
 
-Ailenize vakit ayırabiliyor musunuz? 30 gündür yoksunuz ve şimdi de yine gece vakti sokaklardasınız?
 
Bölgede yaşamış olduğumuz büyük travmalar var. En büyük travmaları kadın ve çocuklar yaşadı. 10-15 yıl boyunca evlatlarını görmeyen anne babalar oldu veya anne babasını görmeyen evlatlar oldu. Allah bütün çocukları korusun, annelerine babalarına bağışlasın. Bu bilinçle söylüyorum. Benim de en çok ihmal ettiğim maalesef çocuklar oldu. Mesela 30 gündür çocuklarımı görmedim. Dün Zanyar'ı ben uyuttum onun talebiyle. Bir kaç gün ağlamış babam neden gelmiyor diye. 'Baba ben biliyorum sen yeteri miktarda bana zaman ayıramıyorsun ama bir şey daha biliyorum ki sen bütün çocuklar sıkıntı yaşamasınlar diye sevgini herkese veriyorsun' dedi.
 
İnsanların sevgisi size güç veriyor mu?
 
En dara düştüğümde en zorlandığımda veya en incindiğimde nefes almak, moral almak için kendimi sokağa atıyorum. Her sokağa girdiğimde insanlarla temas ettiğimde gözlerdeki o sevgiyi, umudu gördüğümde, hissettiğimde bu bana dayanma gücü veriyor. Aynı zamanda ve en az bu oranda  onlara layık olunması gerektiği duygusunu da veriyor.
 
Aksi olduğunda? Önyargılar karşınıza çıktığı zaman?
 
Daha çok çalışmamız gerektiği ve gerçeği daha çok hakim kılmamız gerektiğini, farkındalık oluşturduğumuz gerektiği algısı oluşuyor. Maalesef 30 yıl boyunca Türkiye'nin batı yakası özellikle olduğundan ve gerçeklerden farklı bilgilendirildi, çok ciddi bir dezenformasyon yapıldı ve bu dezenformasyondan kaynaklı bir algı sorunu oluştu. Diyarbakır'ın imajı diyorlar. Diyarbakır'ın imajında bir sorun yok. Var olan sorun, insanların algısında oluşturulan sorundur. Buraya gelmelerini sağlayacağımız mekanizmaları oluşturmamız ve aynı zamanda doğrulara erişimlerini kolaylaştırmamız gerekiyor.
 
Çocukluk arkadaşlarınızla görüşüyor musunuz?
 
Çocukluk yılları bütün yaşıtlarımız açısından zor yıllardı ama bütün yaşıtlarım açısından daha zor olan gençlik yıllarıydı. Maalesef çok sayıda arkadaşımızı yitirdik. En cesurlarımızı, en yakışıklı, en zeki olanlarımızı yitirdik. Çok şey yitirdik. Mesela bizim okulun ve sınıfın en zeki insanı Yaşar diye bir arkadaşımızdı. Yaşar eski TCK'nin 125'inci maddesinden ceza aldı ve hala cezaevinde. En azından hayatta olanlarla ve göreceli olarak özgür olanlarla görüşüyorum. Çok zor yıllardı ama bana sorarsanız yine de çok temiz yıllardı. Dostluk da düşmanlık da açıktan yapılıyordu. Sanki bu yıllardan daha temiz yıllardı. İnsanların özleri ve sözleri birdi.
 
Hangi şarkılar kalbinize dokunur?
 
Türkçe Ahmet Kaya mesela Kum Gibi, Bahtiyar şarkıları. Şivan Perwer'den 'Ez Kecikek Gundi Me' ( Ben bir köylü kızıyım), 'Bahra Wane' (Van Denizi). Şüphesiz ki müzik evrensel bir dildir. Mesala Yasmin Levy'yi dinlerim ve çok severim. İnce saz çok etkiler beni. Fars müziğini de severim.
 
-Sizce kazanmak güç sahibi olmak, beraberinde zayıflık da getirir mi?
 
-Genel bir tabir vardı: 'İktidar kirletir'. Yaygın olan da budur. Kudret, güç sahibi olmak o gücü o imkanı taşıyamayan insanlar üzerinde bir tahribat bırakır. Bunun geçici bir süreç olduğunu unutmayan insanlarda da tevazuyu doğurur. Hiç bir zaman gücün, iktidarın rüzgarına kapılmadığıma inanıyorum.
 
-Sohbetimiz esnasında ilkokul yıllarında taksisiyle evlerinden Emin Ağabeyi ile onu alıp okula götüren Ferudun Hoca'sını anlatıyor. Onu hiç unutmamış. Konu buradan açılınca Gezin'deki çocuk kampını anlatıyor.
 
-İnsanlara dokunmak, hele hele çocuklara dokunmak, çocukların yaşamında unutamayacakları bazı anlar bırakıp yaşamlarına yön de verebiliyor. Yaptığımız en iyi hizmetlerden biri de hayatı boyunca tatil yapma imkanı olmamış belki de olmayacak çocukları Elazığ Gezin'de düzenlediğimiz Çocuk Yaz Kampı'na gönderdik. 2006 yılından bu yana kesintisiz yılda 800 çocuk bu kamptan istifade ediyor.
 
Bunun ne önemi var ki diyorlar bazen. Ben kendi çocukluğundan örnek gösteriyorum. Bu çalışmamız istihbarat raporlarına konu olmuş. Gezin'de jandarma karakoluna bilgi verilmiş. 'Diyarbakır Belediyesi çocukları alıyor, beyinlerini yıkıyor ve onları dağa gönderiyor' diye istihbarat gitmiş. Jandarma da bizi takibe aldı. Her yıl sezon bitiminde ben de giderim yaz kampına. Orada çocuklarla beraber yaşayamadığım çocukluğumu da yaşıyorum (gülerek). Akşam kamp ateşi etrafında veda etkinliği düzenleniyor. Bir gün bu etkinliği karakol komutanı izlemek istemiş. Resmi giyimli olduğunu öğrenince, kendisini sivil giyinmesi ricasıyla davet ettim. Geldi aramıza katıldı.
 
'Başkan Allah senden razı olsun, ben 6 haftadır bu kampı izliyorum. Bu bir önyargıymış, burada hukuka aykırı bir işlem yok. Ne güzel bir hizmet yapıyorsunuz' dedi. Çocuklar, komutan, biz halay çektik. Ertesi gün gazetelerde haber çıktı: 'Özlenen tablo: Komutan, başkan el ele.' İki gün sonra komutan sürgüne gitti, sırf benimle halay çektiği için...
 
-Tatsız gündemi soruyorum son olarak Osman Baydemir'e.
 
- Siyaset kurumsal olarak, halka hizmet etmek aracıdır. Elbette ki siyasette rekabet doğaldır. Ama öyle bir siyaset izlenmeli ki 'Kan dökülmemeli'. İnsan yaşamına kıyılmamalı siyasette. İnsanların özel yaşamları asla bir siyasi şantaj veya bir siyasi mücadele biçimine dönüştürülmemeli. Şu anda Türkiye'de olup bitenler ve tartışılanlar siyaset kuramı içerisinde anlaşılırdır. Ama kaset meseleleri Cumhuriyet tarihinin en çirkin olaylarından bir tanesidir. İnsanların özel yaşamları eğer evliyse; eşler arasındaki bir durumdur ve inanıyorsa Hakk'a vereceği hesaptır.
 
Başka hiç kimsenin o alana girmeye hakkı ve haddi yoktur. Türkiye siyaseti bundan vazgeçmelidir. Yine siyaset asla bir zenginleşme aracı olmamalıdır. Siyasetçi maaşı dışında kuruşa tenezzül etmemelidir. Bir yerde rüşvet varsa, irtikap varsa, zimmet varsa mutlaka bunun üzerine gidilmelidir. Umuyor ve diliyorum ki Türkiye'deki bu gelişmeler, en azından halkta insanların özel hayatına müdahalenin piyasasının olmayacağı, rağbet görmeyeceği bir geleceği bize hazırlasın.
 
 
Osman Baydemir'le birlikte Diyarbakır sokaklarında dolaşırken yediğimiz tatlıyla içimizi ısıttık.
 
 

OSMAN BAYDEMİR
 

Diyarbakır'da gece -15 derece. Hava soğuk. Yerler donmuş. Dicle nehri buz tutmuş. Uzun zamandır böyle soğuk görmedi Diyarbakır, diyor herkes. Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir uzun bir aradan sonra şehre dönmüş ve beni kırmadı, 'Yalnız kar temizleme çalışmalarına katılacağım oraya gelmek ister misiniz?' dedi. Akşam saati dışarıda dondurucu soğuk, önde Osman Baydemir, arkada kar temizleme ekipleri... İnsanların selamı ve sevgisinin sıcaklığı, soğukta içilen bir sahlep tadında sohbet ettik. Bu sohbet siyasi değil, insani. Bu sohbet politik değil, yürekten…  Bu sohbet önyargısız… 
 

YÜREĞİMDEN GELENLER
 

'Önyargıların tutsaklığından kurtulup, bizim gibi olmayanı, onu onaylamasak bile, anlamaya çalıştığımız zaman, belki yeşerir gerçekten barış tohumları...' B. Ç.



BAŞKANIN TAVSİYELERİ:

Diyarbakır'a yolunuz düşerse buradan başlayın

Dağ Kapı Meydanı'ndan, eski Bağdat Caddesi yeni adıyla Gazi Caddesi'nden mutlaka Ulu Cami'ye doğru yürümeli. (Ulu Camii ki İslam inancında Beşinci Harem'i Şerif olarak nitelendirilir.) Ulu Camii ki aynı anda hristiyanlığın, yahudiliğin, islamın ve islamın  mezheplerinin de, yani şafiliğin ve hanefiliğin; aynı anda aynı avluya açılan kapılardan inançlarını özgürce ve kardeşçe yaşama geçirdikleri bir mekan. Hemen karşısında Hasan Paşa Han'ına uğranmalı ve orada bir menengiç kahvesi içilmeli ve Sülüklü Han'a geçilmeli ve Yeni Kapı Sokak'tan Dört Ayaklı Minare'nin altından mutlaka geçilmeli ve bir dilek tutulmalı. Benim önerim o dileğin barış dileği, birlikte yaşam dileği, birlik ve kardeşlik içerisinde eşitçe yaşam dileği olması.


 

 

 

Bu haber toplam 10759 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT