1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Beyoğlu'nun arka sokaklarında Diyarbakır yüzleşmesi
Beyoğlu'nun arka sokaklarında Diyarbakır yüzleşmesi

Beyoğlu'nun arka sokaklarında Diyarbakır yüzleşmesi

Destar Tiyatrosu'nun dört sezondur sahnelediği 'Disko 5 nolu' adlı oyun, 1980 darbesinin ardından Diyarbakır Cezaevi'ndeki işkencelere odaklanıyor, oyun, yakın geçmişin trajedisiyle bir yüzleşme.

A+A-

Diyarbakır Cezaevi, 1980 askeri darbesinden sonraki zamanlarda, işkence haberleriyle, Türkiye'nin önemli gündem maddeleri arasındaydı.

Kötü şöhretiyle nam salan Cezaevi, darbe döneminin işkence adreslerinden biriydi. 1981-84 arası pek çok kişi hayatını kaybetti burada, gördüğü kötü muamelenin ardından tahliye olanların bir kısmının dağa çıktığı belirtiliyor.

Köprünün altından çok sular aktı... Kapatılan Cezaevi hakkında belgeseller çekildi, kitaplar yazıldı. Tiyatro oyunları oynandı, oynanıyor. 'Duvarlarının bile ağladığı', Kürtçe konuşmanın yasaklandığı o Cezaevi, belki gelecekte okul olarak hizmet verecek.

Örümcek ağında bir sinek

Zaman zaman, Beyoğlu'nun arka sokaklarını mekan tutmuş küçük, bağımsız tiyatroların oyunlarını izlerim. Merak ederim, ödenekli tiyatroların dışında kalan 'bağımsız'lar ne yapıyor diye. Çoğu apartman dairesinden bozma mekanlarda sanat icra ediyor. Küçük, sevimli yerler. Oturma odası sıcaklığında. 20, bilemedin 30 kişilik... Bu kez yolum, İstiklal Caddesi üzerinde yer alan İmam Adnan sokaktaki Şermola Performans'a düştü. Bağımsız tiyatro gruplarına sahnesini kiralayan bir mekan. Burada, Destar Tiyatro'nun (Destar: buğday öğüten taş) dört sezondur oynadığı 'Disko 5 no'lu' oyunu Kürtçe izledim; Türkçe üst yazı ile...

Mirza Metin'in yazıp oynadığı Disko 5 no'lu, Diyarbakır Cezaevi'ndeki baskıyı, işkenceyi, kimlik inkarını sorgulayan bir oyun. Günümüz Türkiye'sinde bu uygulamalar gündemden çıkmış olsa da, oyun, 'geçmişle yüzleşmek' anlamında önem taşıyor. 'Disko 5 nolu', kansızlıktan ölmek üzere olan bir sineğin, örümcek ağına takılması metaforuyla başlıyor.

Dekor, iplerle örülmüş örümcek ağı, kalınca bir halat ve sandalyeden ibaret. Zemin ıslak. Dört duvar simsiyah... Tek kişilik oyunun yönetmenliğini Berfin Zenerlioğlu yapıyor. Bir saat süren oyun, işkencenin korkunç yüzünü seyirciye hissettirmeye çalışıyor. Hissettiriyor da. Ancak ne kadar başarılı, seyirciye geçen duygu ne kadar güçlü derseniz, kararsızım. Oyun metni, hemen hepimizin bir yerlerden duymuş olabileceği dehşetli işkence 'anlatı'larının bir tekrarı gibi kalıyor. Temel eksiği ise, omurgayı taşıyacak ana izlek 'hikayesi'nin olmayışı. Bol bol işkence var ama dramatik kompozisyona eşlik edecek bir hikayeden mahrum 'Disko'

Öte yandan tek kişilik oyunlar kolay değildir. Seyircinin ilgisini ayakta tutmayı başarmak bir yana, performansa odaklanması gereken oyuncu açısından olağanüstü bir dikkat ve akışkanlık gerektirir. Mirza Metin, ses değişimleriyle birkaç karakteri birden oynuyor. Yeri geliyor bir sineği, örümceği, fareyi, gardiyanı, mahkumu canlandırıyor. Örümcek rolünde bedenini etkileyici bir 'çarpıklıkla' kullanıyor. Ancak dört sezondur oynamanın getirdiği bir bıkkınlık ya da alışkanlıktan mıdır nedir, yer yer enerjisi düşüyor. Oyun metnindeki boşluklar, oyuncuyu da zorluyor.

Özgürlüğe açılan perde

Sahneyi bir baştan bir başa kuşatan örümcek ağı, iyi düşünülmüş plastik bir unsur olarak, baskıcı egemen düzeni temsil ediyor. Ancak, metinde geçen 'Ben bir devrimciydim, onlar da faşist bir işkenceci' cümlesini, 'tanıdık bir slogandan' olarak defterime not etmişim.

Yine de... Bir politik tiyatro örneği olan Disko 5 no'lu, çok yakın tarihimizde yaşanmış bir trajediyle yüzleşme açısından önemli. Ülkemizin içinden geçtiği değişimin ve demokrasimizin kıymetini anlamak, tüm ırkların üstünde 'insanlık' vardır diyebilmek açısından önemli.

Son bir not... Bir zamanlar hapishanesinde bile Kürtçe konuşmanın yasak olduğu ülkeden, tiyatro oyunlarının Kürtçe oynandığı ülke haline gelebildiysek demokrasimizin kat ettiği mesafeyi de az çok ölçümleyebiliriz.

Disko 5 no'lu' bu akşam ve 30 Aralık'ta aynı yerde perde açacak.

HABERE YORUM KAT