1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Baydemir: Kalıcı barış hak, eşitlik ve özgürlükle olur
Baydemir: Kalıcı barış hak, eşitlik ve özgürlükle olur

Baydemir: Kalıcı barış hak, eşitlik ve özgürlükle olur

Toplum Gönüllülerinin Diyarbakır'da düzenlediği “Toplumsal Barış” konulu panelde konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, onurlu ve kalıcı bir barışın ancak “hak, eşitlik ve özgürlük” temelinde yapılan bir toplumsal sözleşme ile olabileceğini söyledi.

A+A-

Toplum Gönüllüleri'nin 21. Gençlik Konseyi toplantısı kapsamında Toplumsal Barış konulu panel Diyarbakır'da Büyükşehir Belediyesi Sümerpark Ortak Yaşam Alanı'ndaki Tigris Resepsiyon Salonu'nda yapıldı. Türkiye'nin 81 ilindeki Toplum Gönüllüsü 350 genç üniversitelinin katıldığı panelde Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir pek çok alanda eş başkanlık, eş sözcülük gibi uygulamalar yaptıklarını belirterek “Biz bu panelde eş moderatörlüğü yapacağız” diyerek paneli Tasco Proje Uzmanı ve TOG Yönetim Kurulu Eşbaşkanı Mehru Aygül ile birlikte yaptı.

Panelistlerden Takuhi Tovmasyan, “Toplumsal Barış, Birlikte Yaşam” konusunu Çorlu'da tehcir dönemini yaşayan ailesinin ve kayıp olan amcasının kuşaktan kuşağa arama öyküsünü anlattı. Amcasını arama sırasının 2000'li yıllarda kendisine geldiğinde belirten Takuhi Tovmasyan, ancak yaşaması halinde bile yaş haddinden vefat etmiş olabileceğini düşünerek onun anısına helva yaptığını anlattı. Tovmasyan her helva yaptığında amcasını hatırladığını, salondakilere de “Siz her helva yediğinizde amcamı hatırlayın” dedi.

Solmaz: Devlet nefret cinayetlerine ortaktır

Siyah Pembe Üçgen İzmir LGBT Derneği Genel Başkanı Deniz Rojda Solmaz da “Toplumsal Barış Toplumsal Cinsiyet” konusunu anlatırken nefret cinayetlerine değindi. “LGBT bireylerine karşı işlenen cinayetlerin suç ortağı”nın devlet olduğunu belirten Solmaz, sosyolog yazar Pınar Selek'e uygulananlar ile gazeteci Baki Koşar'ın nefret cinayetine kurban gitmesi arasında paralellik kurdu. Solmaz, salondan gelen bir soru üzerine Diyarbakır'da LGBT bireylerinin İstanbul, Ankara ve İzmir'e göre daha özgür olduğunu sokakta tehditkar ve tacizkar uygulamalara maruz kalmadığını söyledi. Solmaz herkesi 14 kurşunla öldürülen R.C. davasının 2 Nisan'daki duruşmasına davet etti.

Tuksal: Gençler dinle ilgilenmelidir

Panelistlerden ilahiyatçı yazar Hidayet Tuksal da “Toplumsal Barış Din ve Medya” konusunu düşüncelerini aktardı. Dinin bir aidiyet olduğunu ancak toplumsal barış için ne zaman tehlikeli olabileceğine bakılması gerektiğine işaret etti. Cumhuriyet Türkiye'sinde “din herkesin özelinde kalsın” projesini “farklılıklara karşı bir çare” olarak düşünüldüğünü anlatan Tuksal, ancak gelinen aşamada dinin özel hayatın mahremiyetine sıkıştırılamayacağının görüldüğünü söyledi. Salondaki gençlere dinle ilgilenmeleri gerektiğini ifade eden Tuksal, “Din gerçeği ile uzak olmak sosyolojik olarak çok önemli bir şeyi ihmal etmiş olmaktır, aynı zamanda dini bir kesimin eline vermek demektir. Yani siz ilgisiz kalarak sadece bir kesimin bu aracı kullanmasına da izin vermiş oluyorsunuz demektir” dedi.

Dinin güç ve iktidarla da doğrudan bir ilişkisi olduğunu anlatan Tuksal, bugüne kadar okulda, medyada, sinemada, tiyatroda dinle ilgili olanın kötü, gerici olarak gösterildiğini belirtti. İslam dininin ayetlerin yanı sıra yorumlarla geliştiğini bunun Hz. Peygamber döneminde de böyle olduğunu belirten Tuksal, Hz. Peygamberin ölümünden sonra da dinin yorumla geliştiğini söyledi.

Dinin insanlar tarafından bir doğal aidiyet olmaktan çıkarılıp üzerinde konuşulamayan, tartışılamayan olguya dönüştürüldüğünü belirten Tuksal, “Öyle bir imaj yaratılıyor ki sanki din Allah'tan hop diye önümüze düşüyor, hiçbir şey tartışılamaz, düşünüleme, sadece itaat edilmesi gerekir anlayışı var. Bu anlayışın tarihsel olarak doğru olmadığını düşünüyorum” dedi. Allah'ın da kullarından düşüncesizce, kişiliksizce teslimiyet beklediğine inanmadığını ifade eden Tuksal, şunları söyledi:

“Niye böyle bir şey istesin. O kadar potansiyel vererek yarattığı insanların niye küçülmesini istesin, niye basitleşmesini ve tek örnek olmasını istesin. Bu çok saçma bir şey. Allah her dakika kullarının hatasını arayan huysuz bir bürokrat değildir. İnsanlar tarafından sürekli korkutuluyoruz. Öyle bir şey yok. Ama bunu anlayabilmeniz için de bu konuyu bilmeniz lazım.”

Medya konusuna da değinen Tuksal, bağımsız bir medyadan söz edilemeyeceğini söyledi. Medya patronlarının iş ilişkilerinin bozulmaması için çaba gösterdiğini vurgulayan Tuksal, salondaki gençler üzerinden topluma da bir eleştiri yaptı ve “Medyayı değiştirecek bir geri dönüş yok” dedi. Tuksal bunun için de gençlere “aktif yurttaş” olmasını önerdi.

Betil topluma gösterilmeyen İHD tablosunu sundu

Panelistlerden Toplum Gönüllüleri Vakfı Başkanı İbrahim Betil de elindeki bir tabloyu göstererek, “Bunu gördünüz mü?” diye sordu. Gençlerden “Hayır” yanıtını alınca “Zaten size bu tabloyu göstermiyorlar” diyerek İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi'nin 2006-2012 dönemine ilişkin hak ihlalleri tablosunu okudu. Tablodaki 21 bin 107 kişinin öldüğü, yaralandığı veya mağdur olduğuna işaret eden Betil, “İnsanın değiştirilmeyen tek özelliği kökenidir” dedi. “Kardeşlik” ve “hoşgörü” kelimelerine de eleştiri getiren Betil, kardeşliğin değil “eşit yuttaş” olduklarını, “hoşgörü” değil “saygı” olması gerektiğini söyledi. Öteden bu yana topluma tek tipleştirme dayatıldığını anlatan Betil, barışın önündeki en büyük engelin “önyargı” olduğunu belirtti. Barış çalışmalarının hükümete ve siyasetçilere bırakılamayacak kadar önemli olduğunu ifade eden Betil, “Barış da unutma ve unutturma projesi değildir” dedi.

Betil görüşme sürecine destek bildirisini okudu

Betil, 104 aydınla birlikte imzaladıkları ve kamuoyuna duyurdukları metni okudu. Betil, “İmralı'da PKK lideri Abdullah Öcalan ile yürütülen görüşmeler, özlemini çektiğimiz barışın kapısını ciddi bir biçimde aralamıştır. Toplumun neredeyse bütün kesimlerinde farklı ölçülerde var olan güvensizliği, korkuyu, tedirginliği ve kaygıyı gidererek süreci ilerletmek, huzur ve güveni artıracaktır. Sürecin mümkün olduğu kadar şeffaf hale getirilmesi büyük bir ihtiyaçtır. TBMM'den başlayarak, çözüme katkı sunabilecek bütün taraf ve kesimleri sürecin parçası haline getirmek demokratik,  adil ve kalıcı çözümü kolaylaştıracak ve hızlandıracaktır.

Bizler bu doğrultuda atılacak demokratik adımları, adresine bakmadan sahipleneceğiz. Hiç kuşku yok ki, bu büyük sorunun çözümü istisnasız herkese büyük sorumluluk ve görevler yüklemektedir. Bunun bilincinde olan ve yıllardır bu doğrultuda çaba gösteren insanlar olarak,  geçmişten çıkarılan dersler ışığında herkesi bu zorlu büyük yürüyüşe katılmaya, destek olmaya, sorumlu davranmaya çağırıyoruz. Bu yoldan yürünerek barış ve refah içinde, demokratik ve yeni bir Türkiye'ye ulaşabiliriz.”

Baydemir: Anadilde savunma paran kadardır

Eş moderatör ve panelistlerden Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir de gençlere geleceğe sahip çıkması gerektiğini söyledi. Birbirlerini kitle iletişim araçları ve tarih kitapları üzerinden tanımamak gerektiğini ifade eden Baydemir, 90 yıl önce Ortadoğu'nun en büyük kilisesi olan Surp Giragos Kilisesi'nde piyano resitali verildiğini, 100 yıl önce kent nüfusunun yüzde 48'inin Ermeni, Süryani, Keldani gibi Müslüman olmayan halk olduğunu söyledi. Bunların gidişi ile birlikte geride kalanların yoksul ve yoksunlaştığını belirten Baydemir, geçmiş ile yüzleşilmesini ve son 100 yılda yaşamını yitirenlerin anısına bir Barış Abidesi dikilmesi gerektiğini söyledi.

Anadilde savunma ile ilgili yapılan yasal düzenlemenin yeterli olup olmadığı yönündeki bir soruya da Baydemir, çocukluğunda yaşadıklarını anlatarak cevap verdi. 30 yıl önce köy ilkokulunda Türkçe bilmemekten kaynaklı yaşadıklarını anlatırken, abisinin “Muzaffer” ismini yazarken tek “f” ile yazdığını ve kendisinin de tahtada doğrusunu yazmak için el kaldırdığını ifade eden Baydemir, “Elimi kaldırmaz olaydım. Doğrusunu yazdım ve öğretmen bana abime ceza olarak tokat atmamı istedi. Kabul etmeyince ikimizi de dövdü” dedi. Bunun özünde anadili kullanamama olduğuna işaret eden Baydemir, “30 yıl sonra mahkemede anadilimizi kullanacağız ama paramız kadar kullanacağız. Çünkü tercüman parasını biz ödememiz lazım” dedi.

Kalıcı barış hak, eşitlik ve özgürlükle olur

Özgürlüklerin kırıntısını bile küçümsemediğinin altını çizen Baydemir, “Bunlar kalıcı bir barışı getirmeyeceğini” belirtti. Arzularının bir daha şiddetin nüksetmeyeceği kalıcı bir barış olduğunu belirten Baydemir, “Hak, eşitlik ve özgürlük temelinde bir toplumsal sözleşmeden söz ediyoruz” dedi. Kürtçenin eğitim dili olmasının hiçbir Türk yurttaşın aleyhine olmadığını, Ruhban okulunun açılması hiçbir Müslüman'ın aleyhine değildir. Cem evinin açılması hiçbir Sünni yurttaşın aleyhine değildir” dedi. Kim hangi dili kullanmak istiyorsa ya da kim hangi inancı yüreğinde hissetmek istiyorsa kamunun bunlara eşit mesafede yaklaşması gerektiğini vurgulayan Baydemir, “Kamu kaynağı nasıl Türkçenin gelişmesi için aktarılıyorsa Kürtçe için de olmalıdır” dedi.

Sorunların çözümü konusunda İspanya, Güney Afrika gibi pek çok deneyim olduğunu ve bunlardan istifade edilebileceğini vurgulayan Baydemir, dünyada yükselen yönetim modelinin Adem-i Merkeziyetçilik olduğunu söyledi. Baydemir, ülkenin hala 1920'lerin kuralları ile yönetildiği, Ankara'nın hangi sokakta tandır evinin yapılacağına karar vermeye çalıştığına işaret etti. Baydemir, bölgenin ise yüzyıllarca Adem-i Merkeziyetçi yapı ile yönetildiğini ve bu yönetim şekline yatkın olduğunu belirtti.

Diplomatik pasaportlu ama çıkışı yasak

Panelde gençlerin pek çok soruları da yanıtlandı. Bir soru üzerine Baydemir, Nisan 2009'dan bu yana 10 bin sivil siyasetçinin cezaevine konulduğunu ve E Tipi Cezaevi'nde 8 kişilik koğuşa 32 kişinin yattığını ve yatakların lavaboların önüne kadar uzandığını anlattı. Baydemir açılan davalar kapsamında kendisine de 3 yıldan bu yana yurt dışına çıkış yasağı konulduğunu belirterek, “Ben yurt dışına çıkamayan diplomatik pasaportlu tek kişiyim” demesi salondakileri güldürdü.

HABERE YORUM KAT