1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Batı’dakiler yılbaşı derdinde, biz ise yaşam
Batı’dakiler yılbaşı derdinde, biz ise yaşam

Batı’dakiler yılbaşı derdinde, biz ise yaşam

Diyarbakır’ın sokaklarında öfkeli çocuklar yürüyor; kiminin üzerinde lise üniforması, sırtında okul çantası, kimi 10 yaşını yeni geçmiş, kız ve oğlan çocukları.

A+A-

TOMA’lara taş atıyorlar, sokaklara barikat kuruyorlar. Onlara burada, ‘intikam kuşağı’ deniyor. Bunun ne demek olduğunu anlamak için biraz şehrin sokaklarında gezmek gerekiyor.

Diken.com.tr'de yayınlanan Semra Pelek'in özel haberinde, şehrin tarihi bölgesini çevreleyen surların içinde kalan Sur ilçesinin altı mahallesinde 2 Aralık’tan beri sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Gecekondular, tarihi evler, anıtlar ve ibadethanelerin bulunduğu mahalleler, çevik kuvvet ve özel tim polislerinin ablukası altında. İçeride ise barikatlar ve hendekler ve onların başında nöbet bekleyen YDG-H’liler var.

Öğlen saatleri. Önceki gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Açtığınız hendeklerde yok olacaksınız” demesinin ardından Kürtler için önemli dört kurumun; Halkların Demokratik Partisi (HDP), Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkların Demokratik Kongresi (HDK) temsilcilerinin yapacağı ortak basın açıklaması bekleniyor. Açıklamanın yapılacağı Ofis semtinde bulunan DTK binasının önündeki meydan, öğlene doğru yavaş yavaş doluyor.

Demirtaş’a alkış

Meydanı çevreleyen kahvehanelerde, dört karış yüksekliğinde masaların başında taburelere oturan erkekler, karşılarındaki dev ekranlara gözlerini sabitlemiş, peş peşe sigara içiyor. Selma Irmak, Hatip Dicle, Kamuran Yüksek, Ertuğrul Kürkçü ve Figen Yüksekdağ’ı sessizce dinliyorlar; ruh hali HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş konuşurken değişiyor…

Demirtaş, ‘Temizlik operasyonu’ başlıklı manşetlere cevaben, “Biz ölüm korkusunu çoktan aştık. Büyük temizlik operasyonuymuş, siz ancak bu toprakların kanalizasyonunu temizlersiniz” dediğinde bir alkış kopuyor, asık ve endişeli yüzler gülmeye başlıyor.

Yeni çaylar söylenirken kahvehanedeki erkekler basın açıklamasında verilen mesajları çözümlüyor. Demirtaş, “Hiçbir şey yapamıyorsanız bari dua edin” diyerek hendeklerdeki, barikatlardaki gençler için dua istediğinde yine alkışlanıyor, bu kez daha gürültülü ve daha uzun sürüyor.

Hendekler ‘Kobani’den kalma

Kısa bir hatırlatma: İlk hendekler Cizre’de açıldı. Kobani, IŞİD’in işgali altındaydı ve kentten pek çok genç savaşmak üzere Suriye tarafına geçmişti, ilerleyen haftalarda gidenlerin çoğunun cenazesi kente geldi. Bu süreçte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 7 Ekim 2014’te, Gaziantep’te Suriyeli sığınmacıları ziyaret ettiği bir kampta “Kobani düştü düşecek” demesi bir kırılma noktası oldu. Bir gün önce farklı şehirlerde başlayan Kobani eylemleri şiddetlendi.

Eylemlerin ardından gelen gözaltı ve tutuklamalar sırasında Cizre’nin Nur, Cudi ve Sur mahallelerinde PKK’nın gençlik yapılanması YDG-H’nin açtığı hendeklerin sayısı üç ayda 184’e çıktı ve ancak Abdullah Öcalan’ın Ocak 2015’in ortasındaki mesajıyla kapatılabildi.

Hendeklerin kapatılması kararının üzerinden dört saat henüz geçmişti ki Cizre’de 14 yaşındaki Ümit Kurt öldürüldü. Bunun üzerine kapatılan hendekler yeniden açıldı. 7 Haziran’dan sonra Suruç saldırısı, tutuklama ve gözaltılar yeni hendeklerin kazılmasına neden oldu. Bu kez sadece Cizre’de değil, Nusaybin, Yüksekova, Dargeçit, Silopi ve Diyarbakır’ın Sur ilçesinde de hendekler kazıldı ve barikatlar kuruldu.

Demirtaş, açıklama yaptıkları binadan çıkarken slogan atan kitlenin tam ortasında bir grup öğrenci vardı, sayıları 50 kadardı. Üzerlerinde üniformaları, sırtlarında içi kitap dolu spor çantalar, ‘Bijî berxwedane Sur ê’ (Yaşasın Sur direnişi) diye slogan atıyorlardı.

Aralarına daha küçük çocuklar, yaşları 10 bile yok, karışmış, ellerinde sopalar, liselilerin arasında dolaşıyorlar. Çocuklar etraflarındaki yetişkinlere aldırmıyor, sloganları canları istediği zaman ve istedikleri gibi atıyorlar. Onlar kitleye değil, kitle daha çok onlara uyuyor.

Lise öğrencileri eylemde

Üçünün yanına yaklaşıyorum. İsimlerinin yazılmasını ve fotoğraf çekmemi istemiyorlar. Sonuçta öğrenciler, gazeteciyle konuşmaktan başlarına bela almak istemediklerini söylüyorlar. Üçüyle konuşurken, diğer çocuklar da yanımıza geliyor. Yaşları 14, 15 ve 16 arasında değişiyor. Hepsi lise öğrencisi; hepsi çatışmaların olmadığı barış zamanının çocukları.

– Hep katılıyor musunuz eylemlere?

– Daha önce de katılırdık bazen ama artık hep katılıyoruz”

– Neden şimdi daha çok katılıyorsunuz?

– Çekvar öldükten sonra artık eylemlere katılıyoruz hep.

Çekvar Çubuk, 16 yaşındayken, 2 Aralık günü Sur’da öldürüldü. Sosyal medyada cenazesinden paylaşılan fotoğraflarda lise arkadaşları olduğunu yazan gençler ve yaşıtlarının yürüyüş yaptığı görülüyordu. Çekvar, konuştuğum gruptan birinin mahalleden arkadaşı, birinin okuldan, diğerinin ise aynı sınıftan…

‘Buradan gitmek istemiyoruz’

Çekvar Çubuk öldükten sonra onlar için neyin değiştiğini soruyorum. Hepsi aynı anda konuşuyor. “Biz de ölebiliriz” diyor biri; diğeri, “Bu savaş devam edecekse biz de ölebiliriz, direneceğiz” diyor. Beriki düzeltiyor: “Savaş devam edecekse biz de arkadaşlarımız gibi ölürüz.”

Henüz çok gençler, hayallerini soruyorum: “Okulunuzu tamamlamak niyetinde değil misiniz? Ne olmak istiyorsunuz?”

– Okuyacağız ama önce üniversiteyi büyük şehirlerde okumak istiyorduk, artık buradan gitmek istemiyoruz.

– Burası bizim toprağımız, bırakmayacağız!

– Büyük şehre üniversiteye gitsek bile yine buraya döner halkımıza hizmet ederiz.

Sözlerini bölüyorum: “İyi ama tam olarak ne istiyorsunuz?”

Hepsi, “Barış istiyoruz” diyor. İçlerinden biri, “Biz niye barış içinde yaşayamıyoruz?” diye soruyor ve diğerleri de devam ediyor:

 Bizi niye kabul etmiyorlar?

– Bizi niye ayırıyorlar?

– Niye eşit olduğumuzu kabul etmiyorlar?

Onlara verecek bir cevabım yok, sadece soru soruyorum: “Neye kırıldınız bu kadar?”

Yine aynı anda cevap veriyorlar: “Kimse bizi görmüyor. Batı’da insanlar şu anda yılbaşı derdinde biz ise yaşama derdindeyiz.” Bunu söyleyen 15 yaşında bir çocuk. “Bu kadar söyleyeyim işte size” diyor ve susuyor.

Batı’dan veya tam adını koyarsak Türklerden ne beklediklerini soruyorum. “Türklerden artık bir şey beklemiyoruz” diyorlar. Umutsuzlar, yaşları henüz 17 bile değil.

Kitle daha sonra Ofis’teki Ekinciler Caddesi’nden Sur’a yürümeye çalışıyor, polisler biber gazı atarak ve TOMA’ladan tazyikli su sıkarak grupları dağıtıyor. Gençler daha çok ara sokaklarda polise taş atıyor.

‘Çocuk kan kaybından öldü’

Çekvar Çubuk, 16 yaşındaydı.

Çekvar Çubuk’un akrabası Brusk Arıkboğa ile buluşuyorum. Çekvar’ın amcasının torunu olduğunu söylüyor. Brusk Arıkboğan’ın amcası, yani Çekvar’ın dedesi 1980’lerde at sırtında, sınır ticareti yaparken öldürülmüş. Brusk Arıkboğan çocukken, 1993 yılında Lice’de köylerinin yakıldığını, faili meçhul cinayetler yaşandığını, çocuk yaşta işkencelere tanık olduğunu anlatıyor. Köyleri yakılınca, Lice’deki çoğu aile gibi büyük şehirlere göçmüşler. Çekvar ise 90’larda Diyarbakır’a göçen, akrabalar arasında pek çok kişinin öldürüldüğü veya işkence gördüğü ailelerin 2000’lerde doğan çocuklarından.

“Ölüm haberiyle morga gittik” diyor Brusk Arıkboğan: “Çekvar, Sur’da abluka altındaki mahalleye girmiş ve orada polisler onu kalçasından ve bacağından vurmuş. Mahalleli polisle Çekvar’ın hastaneye götürülmesi için görüşmüş. Polisiler ‘Siz yaralıyı Mardinkapı’ya bırakın, ambulansla biz aldıracağız’ demiş ama almamışlar. Çekvar orada kan kaybından öldü.”

Brusk Arıkboğa, Sur’da restore edilerek ibadete açılan Surp Giragos Kilisesi bahçesinde kilise vakfıyla birlikte kafe işletiyor. Kilisenin bakımı, temizliği de kafeye ait. Arıkboğan, “Abluka nedeniyle kafeyi açamıyoruz” diyor: “Biz barış sürecine güvenerek burada yatırım yaptık, sonuçta devlete güvendik. Şimdi neden bu aşamaya gelindi, niye Dolmabahçe Mutabakatı rafa kalktı? Barışın geleceğine inandığımız için kilise sokağında eski, harap olmuş bir Ermeni evini butik otel yapmak üzere almıştık. Savaş çıkınca bütün yatırımlar kaldı. Sürece güvenerek aldığımız kredileri nasıl ödeyeceğiz.”

Arıkboğan, konu yatırımlara, maddi olana gelince duruyor, “Ama bunları konuşamıyoruz bile çünkü insanlar ölüyor” diyor.

Anlı’nın işaret ettiği zamanlar

Diyarbakır’da konuştuğumuz çocuklar 14, 15 yaşında. Hendek kazan ve barikat kuran YDG-H’lilerin de 15 ile en fazla 25 yaş aralığında olduğu anlatılıyor. Sokağa çıkma yasaklarıyla birlikte başlayan polis operasyonlarında ölüm haberleri gelenler de çoğunlukla çocuklar ve gençler. 35 yıldır süren çatışma sürecinde doğan çocuklar onlar.

Diyarbakır Belediyesi Eş Başkanı 1971 doğumlu Fırat Anlı, henüz 2009 yılında önemli bir uyarıda bulunmuş ve “Biz diyalog kurulabilecek son kuşağız. Bizi de aradan çıkarırlarsa diyalog kuracak kimse bulunmaz” demişti. Diyarbakır’da konuştuğum herkes artık Anlı’nın işaret ettiği zamanlarda yaşadığımızı söylüyor…

‘İntikam kuşağı’ deniyor onlara burada… Adları ne olursa olsun görünen o ki çatışmalar sürerse artık devletin karşısındaki hatta çocuklar ve gençler var.

Kaynak: Semra Pelek / Diken.com.tr

HABERE YORUM KAT