1. HABERLER

  2. ALINTI YAZARLAR

  3. Başkentten bir TOMA Diyarbakır geçti
Başkentten bir TOMA Diyarbakır geçti

Başkentten bir TOMA Diyarbakır geçti

Büyük Haziran direnişinin en görkemli anlarının birinde, Kızılay'da yürürken gördük ilk onu. Diğer Toma'lardan farklı olarak bir mahlası yoktu.

A+A-

Şahin, Şimşek, Fırtına, Göktürk, Kartal isimli Tomaların yanında Toma Diyarbakır yazısıyla olaylara alışık mekâna yabancı şekilde duruyordu. Geçmiş çatışmalardan kalmış olacak ki Toma'nın üzerinde onlarca çizik, taş izi ve is lekesi vardı. “Olaylar” başladığında marşına basılan Tomalar bilim kurgu filmlerindeki gibi hayvani sesler çıkarırken, bizimkisi “ğır ğır ğır ğır” sesiyle karizmayı çizse de polis camiasının ve iktidarın gününü kurtarma çabasına katkı sunmaya çalışıyordu.

İlk gördüğümüz gün, eylemlerden dolayı memlekete gidemeyenlerimizin tesellisi için Ankara Büyükşehir Belediyesinin bir hizmeti daha mı acaba diye düşünmedik değil hani. Hem üstünde fıskiye benzeri bir şey de taşıyorken bu fırsat değerlendirilebilirdi Melih Gökçek tarafından.

Burada Toma Diyarbakır'ın tasvirinden ya da neden Ankara'da olduğundan ziyade daha farklı bir şeyi sorgulamakta yarar olduğunu düşünmekteyim. Bazen bazı şeyleri tersinden düşünmek daha faydalı ya da daha somutlayıcı olabiliyor.

“Ne işi var keke bunun Ankara'da” sorusuna cevap veremedim ilk gördüğümde. Cevabı zoruma gitmişti o gün. Ama biz yokluğuyla düşünelim Toma'yı ki taşlar yerli yerine otursun. Buradaki taşı ve Toma'yı boşluklarda yerli yerine koymak okuyucuya kalacaktır!

İstanbul valisi olacak şahsı muhteremin Taksim'de kimseye saldırmayacağız medya anonslarının ardından, Taksim'e doluşan on binlerce yürekli insana vahşice saldırıp, Taksim'de devletin gücünü gösterdiği o günü hatırlayalım. Hani, mücadeleyi bölmek için ellerinden geleni yaptıkları, kimi devrimci özneleri de hedef tahtasına aldıkları, marjinallere karşı gezi parkı katılımcıları ile mücadele etme hayallerini kurdukları o günü tekrar hatırlayalım. Taksim savaş alanına döndüğünde, polis terörü tırmandığında, Taksim'de sadece polislerin kaldığı, halkın kovulduğu o günü.

Diyarbakır sokaklarında on binlerce insanın sokaklarda Direngezi Diyarbakır seninle sloganlarıyla yürüdüğünü farz ederek hatırlayalım. Olmadı ama biz olmuş gibi düşünelim. Ofis, Dağkapı, Oryıl hattından on binlerce Diyarbakırlının Toma Diyarbakır'ın önüne doğru yürüdüğünü düşünelim. Ya da zaten o Toma, Diyarbakır'daki direnişçilerle başa çıkmaya çalıştığı için Ankara'da sokaklarda daha az Toma olduğunu düşünelim.

Diktatör istifa sloganlarının Diyarbakır surlarında yankılandığı bir Türkiye daha da güzel olurdu diye düşünüyorum. Lice'deki katilin hesabını sormak için Kadıköy'de yürüyen insanları yansımasını düşünüyorum.

Madem tüm Türkiye ayağa kalktığında yaprak kımıldamayacaktı da neden öncesinde Türkiyeli bir çözüm için Karadenizlere gidildi diye sorguluyorum.
Akla ilk olarak şu gelebilir. Kürt hareketi tarafından, “Türkiye ağaya kalksa burada yaprak kımıldamaz çünkü burası Türkiye değil anlayın artık” mesajı verilmiştir denilebilir. Ama sanırım böyle bir niyet olsaydı açıklaması ile vücut bulurdu. Niyetin böyle olmadığı aşikârdır. Ayrıca böyle bir ispata zannımca ihtiyaç da yoktur.

Durum öyle basit değil. Kimin elini sıkacağınızı bilmiyorsanız, kime el uzatacağınızın da netliği de yoktur. Gezi eylemlerine sağcılar da katılmış, ay yıldızlı bayrak taşıyanlarmış, bunlar Kürt düşmanıymış. Geçin efendim bunu. Bir Kürt olarak, çok değil bundan birkaç ay önce kendimi bir an da bu kadar ay yıldızlı bayrağın orta yerinde bulsaydım, “eyvah kaç Özkan, bunlar adamı yer” diye uzaklaşırdım. Oysa şimdi ay yıldızlı bayrağı elinde tutan eylemciyi polisten kurtaran sarı kırmızı yeşil flamalı genç arkadaşlarımızı seyrettik günler boyunca. Onca yıldan sonra faşistlerin tezgâhından ve devletin düşmanlığını örtmek için kullandığı bir araç olmaktan çıktı o bayrak.

Eylemcilerin içinde kim var kim yok sorusunu geçiniz efendim. Ağaçları kesen kepçenin önüne kendini atan vekil ile bunlar hükümete zarar veriyor Büyük Türkiye'nin düşmanı bunlar diyenlerin yan yana durma meselesini de bize bırakın.

İnsanın aklına geliyor. Şimdi değilse ne zamandı diye.Birkaç gün önce Diyarbakır sokaklarında biber gazı kokusunu alınca hayırdır diye sordum arkadaşlara. BDP'nin Lice olayından daha önce duyurusunu yaptığı “Hükümet Adım At” eylemlerine Lice olayı ile birlikte yoğun eylemci katılımına polis müdahale etmişti. Eylemecilerden biri “Toma Diyarbakır Evine Hoş Geldin” yazısı ile iğneyi kendisine batırığının farkında mıydı bilmiyorum ama çuvaldızı vücudunda taşıyan bir Türkiye vardı artık ayağa kalkan.

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak derken buna kendi ayakları üzerinde durabileceğinin farkına varan insanlarla birlikte, kendi ayakları üzerinde durabileceğinin farkına varabilmeleri ümidini taşıdığım kimi özneleri de dâhil ediyorum.

Kürt deyişlerinden biri vardır ki hem gezi parkında kesilen ağacın hem de olaylara katılanların hakkı var üzerinde…

“Komşu bahçedeki ağacın gölgesi, başı serin tutmaz”
Önce kendimize güveneceğiz… Güveniyoruz da !!!

 

Özkan ÖZTAŞ

HABERE YORUM KAT