1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. Baluken: Olası seçimde yüzde 17’den aşağısı başarısızlık olur
Baluken: Olası seçimde yüzde 17’den aşağısı başarısızlık olur

Baluken: Olası seçimde yüzde 17’den aşağısı başarısızlık olur

HDP Grup Başkanvekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken, olası bir erken seçim durumunda partilerinin yüzde 17’nin üzerinde oy alacağını söyledi.

A+A-

 ‘Kobane düştü, düşecek’ söyleminin Kürtlerde nasıl bir kırılma yarattığına herkesin 7 Haziran’da şahit olduğunu dile getiren Baluken, AKP’nin savaşı önceleyen politika ve İŞİD’i öven tavrının da bölgedeki erimesini daha da artıracağını söyledi.


 “Erdoğan, post dramatik stres sendromu ruh halinde”
 

Baluken, Suriye’de tampon bölgenin rastyonel bir akılla düşünüldüğünde mümkün görünmediğini belirterek, “Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim sürecinden bu yana rasyonel aklı devreden çıkmış durumda. Özellikle seçim sonuçlarındaki hezimeti de daha çok Kürtler üzerinden okuyor, bunu kin ve intikam duygusu üzerinden ele alıyor. Erdoğan’ın post dramatik stres sendromu olarak ifade edebileceğimiz ruh hali böyle bir şeyi yaptırtabilir. Ama bu herkes açısından çok sancılı olur diye düşünüyorum” dedi.    


HDP Grup Başkanvekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken, önceki akşam özel bir televizyon kanalına konuk oldu. Burada TBMM başkanlık seçimi, HDP’nin koalisyonla ilgili durduğu nokta, çözüm süreci, olası erken seçimin partilerini ne yönde etkileyeceği ve gündemdeki diğer sıcak konularla ilgili açıklamalarda bulundu. 


 “Bütün ihtimalleri dikkate alacağız”
 

Şu anda Türkiye’de sağlıklı bir hükümet kurma sürecinin işlemesine, bu hükümet eliyle de bir an önce de demokratikleşme, özgürlüklerin genişletmesiyle ilgili çözüm sürecinin yürümesi ve dış politikada barışçıl çabalara ağırlık verilmesiyle ilgili bir siyaseti oturmaya çalıştıklarını belirten Baluken, “Belki bizim kitlelerle birlikte etkin bir siyaseti ortaya koyduğumuz bir siyasi kültürümüz olduğu için öylesi bir beklentiyi karşılamıyorsunuz şeklinde bir eleştiri gelebilir. Onu da mevcut pozisyona göre bu yönlü bütün ihtimalleri dikkate alarak planlamalarımızı gözden geçiriyoruz ve önümüzdeki günlerde de bu konuda etkili bir takım etkinliklerimiz olacak” dedi.  


Baluken: Vesayet Kavramını Asla Kabul Etmiyoruz

Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) yapılan eleştirilerin gerçekçi olmadığını ve Türkiye’nin sorunlarına katkı sağlamadığını anlatan Baluken şunları söyledi;


 “Vesayet kavramını kesinlikle kabul etmiyoruz. HDP kendi bağımsız organları olan bütün karar süreçlerini de bu karar organlarından alarak hayata geçiren legal siyasi bir partidir. Tabiî ki temsil ettiğimiz Kürt siyasi hareketinin ana omurgasını teşkil eden Kürt meselesiyle ilgili taraflar var. Kandil işte yine bu işin bir tarafında yer alıyor. Bunların zaman zaman hem sürece dair hem Türkiye’deki siyasi gelişmelere dair kendi görüşlerini aktarmaları kadar normal ve olağan bir şey daha yoktur. Biz bunu bize verilmiş olan talimat direktif ve yol gösterici sözler söylemler olarak asla görmedik. Öyle de değerlendirmiyoruz.


 “Empati yapıyorum, beni sevindiren bir gelişme olarak algılıyorum”
 

Kandil’in HDP’ye yön veren yol gösteren bir politikası yok. Bunu biz son derece normal bir doğal bir sürecin parçası olarak değerlendiriyoruz. Kandil seçim sonrasında da ortaya koyduğu söylemlerle, Kürt meselesinin demokratik çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesini savunuyor. Buna hazır olduklarını Türkiye’ye karşı silahlı mücadelenin devreden çıkmasıyla ilgili sürece katkı sunmak istediğini ama bununla ilgili Kürt meselesinin çözülmesini ve Türkiye’nin demokratikleşmesi gerektiğinin altını çiziyor. Şimdi bu söylem kim niye rahatsızlık duysun.

Ben empati yapsam da kendimi bir milliyetçinin yerine koyduğumda zaman da Kandil’den böyle bir söylem duyduğumda bu beni sevindiren bir gelişme olarak algılarım diye düşünüyorum. Yani bakış açısının bu şekilde tecelli etmesi ve ona göre pozisyonların belirlenmesi daha doğru olur. Aksi takdirde HDP’yi Kandil vesayeti altında göstermek, Kandil’in Türkiye siyasetine müdahale ediyor’ diyerek eleştirmek. Elinde silah varken siyaset yürütülemez gibi anlamsız KCK ve HDP arasında sürekli bir ilişki varmış üzeriden siyaset yürütmek gerçeklikten kopuk bir duruştur. Bunun Türkiye’nin sorunlarına hiçbir katkısı olduğu kanaatinde değiliz”


 “Çözüm Sürecinin Ruhu İyi Olarak Anlaşılmadı”
 

Akil insanların çözüm sürecinde etkisiz ve yetersiz kaldığı söylemlerini doğru bulmadığını aktaran Baluken, çözüm sürecinin ruhunun bazıları tarafından tam olarak anlaşılmadığını kaydetti. Seçim sürecindeki söylemleriyle AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çözüm sürecini ağır yaraladığını ifade eden Baluken, 7 Haziran’da halkın süreci rehabilite etme isteğini ortaya koyduğunu belirterek şöyle dedi:


 “Çözüm sürecinin ruhu demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için siyasi çözümün öncelenmesini içeriyor. Akil insanlar heyetinin yaptığı müzakere süreçleri kapsamında yürütülenlerin tamamı buraya ulaşmaktır. Belki akil heyetlerin dünya müzakere örneklerinden farklı olarak Türkiye’de bir PİAR çalışması şeklinde yürüttüğü bazı çalışmalar vardı. Ama önemli olan sürece katkı sağlamasıydı. Türkiye siyasetinde, Türkiye’yi yönetecek bir formülizasyon üzerinden çalıştılar demek bence her şeyden önce o insanların ortaya koyduğu emeğe saygısızlık anlamına gelir. O nedenle biz öyle değerlendirmiyoruz. Yetersizlikleriyle beraber süreçteki emekleri hiçleştiren yaklaşımları kabul etmiyoruz ve değer biçiyoruz.
 

 “7 Haziran’da halk süreci rehabilite etmek istediğini ortaya koydu”
 

Keşke daha katkıları olsaydı da ve daha iyi bir aşamada olsaydı ama gelinen aşamada özellikle iki buçuk aylık seçim sürecinde çözüm süreci iktidar partisi tarafından ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından deyim yerindeyse ağır bir saldırı bombardımanına tutuldu. Erdoğan’ın kalıcı barışın arifesine geldiğimiz bir dönemde izleme heyetini kabul etmemesi, Dolmabahçe mutabakatını tanımadığını ifade etmesi Kürt sorunu yoktur gibi bir inkar noktasına gelmesi ve hemen onun akabinde de demokratik siyasete yönelik hedefleştiren söylem politikalarını devreye koyması ve onlarla beraber partimize çok ciddi saldırılar gelişmesi çözüm sürecini ağır yaraladı.

Biz ağır yaralı olan sürecin halkımız tarafından tedavi edilmek istendiğini 7 Haziran’da gördük. Bir rehabilitasyon sürecine tabi tutmak istediğini ve bunu iyileştirmek istediğini 7 Haziran’da ortaya koydu. Seçim sonrasında AKP’nin yine savaş politikalarını önceleyen tutumuna karşı muazzam bir demokratik tahammül gösteriyoruz ve bunu da halkımızın ortaya koyduğu bu duruş üzerinden okumak gerekiyor. AKP’nin yaklaşımı üzerinden ele alırsanız gerçekten son derece ağır bir şekilde yaralanmış, zedelenmiş bir süreç ile karşı karşıyayız ve Türkiye halklarının barış ve çözüme sahiplenmesi anlamında bakarsanız da mutlaka kurulması gereken ve çok kısa dönemde rehabilite edilebilecek bir süreç olarak değerlendirilmesi gerekir”


 “AKP-CHP Koalisyonunda AKP yeniden insan hakları, demokrasi ve hukuk yönergesine çekilir”

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Davutoğlu arasında net olarak okunan bir görüş ayrılığı olduğunu ve son sözü sürekli Erdoğan’ın söylediğini dile getiren Baluken, olası AKP-CHP koalisyonunda AKP’nin demokratik, insan hakları ve hukuk yörüngesine çekileceğine dair umut taşıdıklarını anlattı. Baluken sözlerini şu ifadelerle sürdürdü:


 “Cumhurbaşkanı ile Davutoğlu arasındaki görüş ayrılığı hem seçim öncesi hem de seçim sonrasında ortaya çıkan tablo çok net okunuyor. Burada ciddi bir görüş ayrılığı olduğu kanaatindeyim. Tabii son sözü Sayın Cumhurbaşkanı söylüyor, böyle bir realite var.

AKP’nin yaklaşımlarını da daha çok Cumhurbaşkanının söylemleri üzerinden okumak durumundayız. Ancak olası bir CHP koalisyonu durumunda AKP’nin yeniden demokratikleşme ve insan hakları, hukuk ile ilgili bir yörüngeye çekilebileceğine dair bir umudu taşıyoruz. CHP’de bu dönem özellikle bir ön seçim süreci işletildi ve gerçekten demokratik bir tutumdu. Daha çok barış yanlısı, özgürlüklerin genişlemesini isteyen milletvekillerinin ağırlıkta olduğu bir grup var. Yani Kürt meselesine cepheden karşı çıkan, ulusalcı, statikocu vekillerin çoğu CHP içerisinde adeta halk tarafından tavsiye edilmiş oldu.

Halkın belirlemiş olduğu CHP’nin bu profili üzerinden umutlu olmak istiyoruz. Henüz kendilerini tam olarak tanımıyoruz ama halk çözüme katkı sunmak isteyenleri o kutluğa getirdiğine inanıyoruz. Dolayısıyla AKP’yi demokratikleşme yörüngesine oturtma açısından diğer yönleriyle CHP’yi çözüm sürecine karşı pozisyondan alıp çözümün bir parçası haline getiriyor.


 “AKP Suriye’de değil, mecliste tampon bölge oluşturdu”
 

Bahçeli ve MHP’nin ne olduğu görülüyor. Ayın çatı altında olduğunuz kişilerin bu kadar ötekileştirici, dışlayıcı tutumu insanı üzüyor. Tabi siyaseten olarak bunu çok önemsiyor musunuz? Diye sorarsanız. Hayır, önemsemiyoruz ama hasimane bir tutum içerisinde de değiliz.

MHP dört yıl önceki duruşundan daha ileri bir noktaya savrulmuş durumda. Mecliste 3 muhalefet partisinin ortak bir muhalefeti vardı. Ortak karşı çıkışımız, iç güvenlik noktasında aynı pratiği ortaya koyan bir durum vardı ve MHP bunu bugünkü argümanlar üzerinden bir sorun olarak görmedi. Seçimde halkın uzlaşma mesajları ortadayken, seçim öncesine düşmeleri hatta dört yıl öncesi geriye düşmelerini bir tahilsizlik, üzüntüyle karşıladığımızı belirtiyoruz, umarım bu yanlıştan bir an önce dönerler.  AKP Suriye’de değil de mecliste bir tampon bölge oluşturdu. MHP onun için meclis başkanlığı seçiminde de ortaya çıktığı gibi güvenli bölgedir. Suriye’de yapamazlar ama mecliste yaptılar”

 “HDP’nin silahlarlarla ilgili karar verecek etki ve yetkisi yoktur”

HDP Grup Başkanvekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken, partilerine yönelik ‘terörle aralarına mesafe koymadılar, silahları terk etmediler’ yönündeki yaklaşım ile çözümde gelinen aşamanın gözden kaçırılmak, hasıraltı edilmek istendiğini ifade ederek sözlerini şu ifadelerle sürdürdü:


 “Dünya müzakere örneklerini tamamı bu tarz görüşmelerin demokratikleşme ile ilgili olan muhatapları vardır. Silahlı mücadeleyle ilgili muhatapları vardır.

Temel meselelerin çözümü ile ilgili yürüyen görüşmelerde oluşan müzakere süreçlerinin muhatapları vardır. HDP bir kere şunu altını çizerek söyleyelim. Silahlarla ilgili karar verecek etki ve yetkisi yoktur. Türkiye’de legal çizgide kurulan bir siyasi parti neyse HDP’de odur. PKK’ye KCK’ye silahları bıraktıracak bir etki ve yetki sahibi değildir. Kürt meselesi gibi komplike bir meselede siz bir tarafta demokratikleşme adımlarıyla, yasama faaliyetleriyle, anayasal bir takım düzenlemelerle çözerken, işin silah boyutunu düşünmek zorundasınız. HDP orada ancak kolaylaştırıcı bir takım mekanizmaların aktivatörü, katalizatörü olabilir. Karar süreci PKK’nin KCK’nin kendi yapılarındadır.


 “Çözüm süreci bağımsız ele alınmalı”

PKK, ‘Kürt meselesi çözülsün bir silahlı mücadeleyi devreden çıkarmaya hazırız’ diyorlar. Bundan daha açık bir cümle olamaz. İmralı’da yaptığımız son görüşmede geldiğimiz nokta çok önemli. Bir izleme heyetinin kurulması, Sayın Öcalan’ın Diyarbakır’da okunan Newroz mesajından bir hafta sonra izleme heyetiyle hepimizin adaya gitmesi orada müzakere aşamasıyla o kongre çağrısı gelecekti ve KCK’de yaptığı açıklamayla bu kongre yapılmasıyla ilgili bütün birimlerin hazır olduğunu ifade etti. Şimdi bu silahlar meselesi üzerinden aslında çözümde gelinen aşama gözden kaçırılmak isteniyor. Biraz hasıraltı edilmek isteniyor.

Orada hazır bir irade var. KCK adına baş müzakereci olarak bu süreci yürüten Sayın Öcalan, silahları devreden çıkarmaya hazırız mesajı verdi. KCK, Kandil; ‘Önderliğimizin bu konuda yapacağı çağrıya hazırız’ dedi. Bunun için bütün dünyada ne yapılması gerekiyorsa yani resmi görüşmelerin aşaması olarak. Bunun şu anda bile hayata geçirmek mümkün. Yani hükümet anlayışı ve devlet politikası pozisyonunu yeniden gözden geçirirse bir hafta içerisinde resmi müzakereleri başlatsınlar, silahları tümden devreden çıkarsınlar. Bu bir devlet politikası haline geldi, yetersizlikleriyle birlikte bunun bir yasası çıktı. O yasa doğrultusunda devlet içinde kurumsal bir yapısı oluştu.

Kamu Güvenliği Müsteşarlığı bünyesinde farklı kurumlar bünyesinde salt süreçle ilgili bir takım mekanizmalar devreye kondu. Eğer, ortada bir devlet politikası varsa bunun güncel siyasi konjonktürden bağımsız olarak ele alınması ve bu doğrultuda bazı çalışmaların kesintiye uğramadan kesintisiz bir şekilde yürütülmesi gerekiyor. Ama şöyle bir şeyde anlaşılmasın, o kadar farklı bir noktaya savruldu ki, bırakın izleme heyetinin gitmesini, bu sürecin mimarı olan Sayın Öcalan’ın tecrit koşullarıyla ilgili gündem var önümüzde bu çok geri bir noktadır. Uzanıp barışı hemen alabilecek bir noktadayken siz en başına işte sürecin başındaki tecrit dönemindeki açlık grevlerini çağrıştıracak bir toplumsal hafızaya geri dönüyorsunuz. Bu son derece tehlikeli bir yaklaşımdır”
 

 “Yüzde 17’nin altını başarısızlık sayarız”
 

HDP Grup Başkanvekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken, olası bir erken seçim durumunda partilerinin yüzde 17’nin üzerinde oy alacağını söyledi. ‘Kobane düştü, düşecek’ söyleminin Kürtlerde nasıl bir kırılma yarattığına herkesin 7 Haziran’da şahit olduğunu dile getiren Baluken, AKP’nin savaşı önceleyen politika ve İŞİD’i öven tavrının da bölgedeki erimesini daha da artıracağını belirtti. Baluken şunları söyledi: 


 “Olası bir erken seçim durumunda tablonun ne kadar değişeceğini öngörmek mümkün değil ancak HDP olarak şunu ifade edebiliriz. Biz böyle bir gelişmenin gündemleşmesi durumunda yüzde 17’den aşağı almayacağız alırsak kendimizi başarısız sayacağız, bu konuda oldukça iddialıyız. Bu konuda seçim sürecinde televizyonlara çıktığımızda hep oy oranımızı baraj limitinin çok üzerinde ifade ediyorduk ve bu konuda da bize gerçekçi olmadığımız eleştirileri yapılıyordu. Ama görüldü ki biz son derece realiteye dayanan gerçekçi olarak konuşuyoruz.

Bunu nasıl söylüyoruz, 7 Haziran’daki mesajı diğer partilerin almamasıyla ilgili halkımızın ortaya koyacağı cezalandırma mekanizması üzerinden bunu okuyoruz. Bu konuda şu anda uzlaşmaya, barışa, çözüme dair tek gayreti olan ve bunu toplumsallaştıran ve siyasi alana çekmeye çalışan HDP pratiği üzerinden söylüyorum. AKP bölgedeki erimesi daha da fazla olacaktır. ‘Kobane düştü, düşecek’ söyleminin Kürtlerde bir kırılma yarattığına herkes şahit oldu.

Özellikle bu yanlıştan ders alması gereken Cumhurbaşkanı ve AKP’li yetkililer Tel Abyad’ta Gri Spi’nin özgürleşmesinin ardından adeta yas ilan ettiler. Emrindeki gazetelere PYD, İŞİD’ten daha tehlikelidir’ diye manşetler artırdılar. Kobane’de katliam yapılırken hala İŞİD’i öven haberlerle algı yönetmeye çalıştılar. Şimdi halkımız görüyor tabii. Şu anda İŞİD kontrolündeki Celabrus ile ilgili PYD müdahale ederse gireriz karşı pozisyonunu, adeta Kürt düşmanlığı pozisyonunu ortaya koyuyorlar. Bütün bunlar halk tarafından görülüyor ve 7 Haziran’ı çok çok aşan bir boyutta bir toplumsal tepkinin olacağını ve mutlaka bu toplumsal tepkinin seçime yansıyacağını düşünüyoruz.


 “Erdoğan’ın post dramatik stres sendromu yaşıyor”
 

Türkiye’nin tampon bölgeyle ilgili düşüncesi rastyonel bir akılla düşünüldüğünde mümkün olmayan bir şey gibi görünmüyor. Çünkü gerek iç dinamikler gerek bölgesel ve küresel dinamikler buna uygun değil. Özellikle iki yol boyunca yanı başında İslam devleti adı altında pkk devletinin kurulması ve orada en büyük zararında İslam dinine yapılmasına rağmen sesini çıkarmayan bir anlayış Türkiye’de toplumsal bir reaksiyon ortaya çıkaracaktır. Bunu sadece Kürtler olarak görmemek gerekiyor.

Türkiye’de barıştan yana olan bütün çevreler buna büyük bir tepki gösterecektir. Diğer taraftan oraya girildiğinde çok aktörlü bir çözümsüzlük denklemi içerisine girilecek ve orada mezhepçi ve statikocu bir anlayışla girdiğiniz zaman oradaki yerel dinamiklerden büyük bir direniş görürsünüz. Üçüncü bir faktörde Suriye küresel güçlerinde Amerika, Rusya, İsrail, Fransa, İngiltere’sine kadar herkesin alanda olduğu bir yer ve orada çok parlak bir siciliniz yok. El Nusra ile İşid ile çeşitli ilişkilere bulanan uluslar arasında suç sayılan bir takım ilişkileriniz var. Orada sizi çok ciddi şekilde sıkıştıracak bir takım planlamalar şu anda hazır durumda dolayısıyla ben bunu rasyonel bir akıl ile okunması üzerinden mümkün görünmüyor.

Ama şöyle bir şey istisnai durumu var. Cumhurbaşkanı Erdoğan şu anda seçim sürecinden bu yana rasyonel aklı devreden çıkmış durumda. Özellikle seçim sonuçlarındaki hezimeti de daha çok Kürtler üzerinden okuyor, bunu kin ve intikam duygusu üzerinden ele alıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın post dramatik stres sendromu olarak ifade edebileceğimiz ruh hali böyle bir şeyi yaptırtabilir. Ama bu herkes açısından çok sancılı olur diye düşünüyorum”  .

  
 “6 Milyonu Dışlayamazlar”
 

Başbakan Davutoğlu’nun heyetler oluşturduğunu algının MHP ve CHP ile görüşme yönünde olduğu HDP’ye gitmeyecekmiş gibi bir görüntü verildiğiyle ilgili soruya Baluken, “Gelecekler, öyle bir tercih hakları yoktur var ise çıkıp kamuoyuna açıklasınlar. 6 Milyon insanın oyunu almış bir siyasi parti bir halk iradesidir. Bu ülkeyi yöneten bir Başbakan’ın özellikle yeni hükümet formülazisyonlarının görüşüldüğü bir ortamda 6 milyonu dışlayan, görmezden gelen bir yaklaşım içerisinde olmaları mümkün değildir öyle bir şey yapamazlar” dedi.

 “Vatan haini ve ‘Ver Bilal’i Al hükümeti’ yaklaşımları nedeniyle AKP-MHP Koalisyonu olmaz”

Halkın bu dönemde muhalefetten beklentilerini verdiği mesajı doğru okumadığını anlatan Baluken, kulislerde konuşulan koalisyon ve erken seçimlerle ilgili görüşlerini sıraladı:


 “Halkın bu dönemde muhalefetten Meclis işleyişi, hukukun gereklerini yerine getirme ve demokratikleşmeyle ilgili zaman zaman paslaşmayla ilgili mesajının doğru okunmadığını kanısındayız.

Yani yüzde üzerinden değerlendirmemiz zor ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP grubu erken seçim istiyor ve bunu iktidar olanakları içerisinde gitmeyi istiyorlar. Bir AKP-MHP koalisyonu kurulması ve hızla da bir erken seçime gidilmesi gibi bir durum var. Meclis Başkanlığın’daki seçim sonrası AKP-MHP koalisyonu sanki biraz ağırlık kazanmış gibi duruyor ama geçmiş sözlere ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerine baktığımızda bununda çok kolay olmadığı kanaatindeyim. Yani seçim öncesinde Sayın Bahçeli, Cumhurbaşkanına, Edepsizden tutunda, vatan hainliğine kadar çok ağır ithamlarda bulunmuştu. Seçim sonrasında da ‘Ver Bilali al hükümeti’ şeklinde yaklaşımlar ortaya koydu.

Başbakan ve hükümet için bir takım yakıştırmalar yaptı. Bütün bunları bir araya getirirseniz bu kadar omurgasız bir duruş ortaya koyarlar mı? Diye gözlemliyoruz. Gerçekten zor Cumhurbaşkanı psikolojisine baktığımızda kendisine vatan ihanete yaptığı birisiyle koalisyonu kabul eder mi? Veya ailesine bu kadar ithamlarda koalisyonu kabul eder mi diye düşündüğümüzde zor görünüyor. İlkeli duruşa halkımız ihtiyaç duyuyor, seçim öncesinde ne dediyseniz seçim sonrasında da aynı duruşu bekliyorlar”
 

HABERE YORUM KAT

İlgili Haberler