1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Asker ve korucuların yaptığı Xatûnî katliamının hesabı sorulsun
Asker ve korucuların yaptığı Xatûnî katliamının hesabı sorulsun

Asker ve korucuların yaptığı Xatûnî katliamının hesabı sorulsun

1996 yılında Diyarbakır Merkeze bağlı Sağkulak (Xatuni) köyünde korucularla askerlerin ortak saldırısında üç kişi, köy meydanında herkesin gözü önünde kafalarına silah sıkılmak suretiyle hunharca katledilmişlerdi. Aileler bu katliamı gerçekleştirenlerin cezalandırılmasını, suçsuz yere cezalandırılanların da serbest bırakılmasını istedi.

A+A-

1996 yılında Diyarbakır(Amed) Merkeze bağlı Sağkulak (Xatûnî) köyünde korucularla askerlerin ortak saldırısında 3 köylünün hunharca katledilişinin yıl dönümünde, aileler, yapılan bu katliamın hesabının sorulmasını istediler.

3 köylünün köy meydanında infaz edilmesinden daha feci olan bir durum daha vardı ki, askerlerin katlettikleri köylülerle ilgili 'terörist' yaftasını kullanmaları, diğer taraftan da başka köylüler, hatta katledilenlerin birinci dereceden akrabaları ölümlere sebebiyet vermek veya doğrudan kendi köylüsünü/akrabasını öldürmek suçlamasıyla tutuklayarak cezaevlerine gönderilmeleridir.

Xatûnî katliamının canlı tanıkları başlarından geçenleri şöyle anlattılar;

Asker ve Korucular bizi bazen Hizbullah mensubu, bazen de PKK mensubu diye tanıtırlardı

Korucularla aranızda önceden herhangi bir anlaşmazlık var mıydı?

M. Ali Selamboğa: Aramızda geçmişten gelen arazi anlaşmazlığı vardı. Zaten sırf arazilerimizi elimizden almak için korucu olmuşlardı. Hatta anlatıldığına göre korucu olmak için bile belli miktarda paralar vermişlerdi bazı rütbelilere. Arazi konusundaki amaçlarına ulaşmak için de bizlere karşı her yola başvuruyorlardı. Bizi bazen Hizbullah mensubu, bazı zamanlarda PKK mensubu diye tanıtırlardı. Bazen kan davası kılıfı altında hareket ediyorlardı. Tabi tüm taşkınlıklarında Pirinçlik Karakolunda görevli Selami, Hacı Ali, Kürşat, İlhami adlı komutanlardan destek alıyorlardı.

Asker, korucu ortaklaşa baskın yapıyor

Korucular köylülerinizi katledince kimse onlardan hesap sormuyor muydu?


Bırakın hesap falan sormayı, korucularla beraber askerler de köye yönelik ortaklaşa silahlı baskınlar yaptılar. Normalde köye yönelik baskınları o kadar artırmışlardı ki, neredeyse her gün köye baskın yapıyorlardı. Hatta bazı günlerde iki üç kez köyü bastıkları bile oluyordu. Ancak 1996 yılının Ramazan ayında yine yaptıkları bir baskında köyün ortasında 3 kişiyi seçip kurşuna dizdiler.

Köylüleri Caminin içerisine doldurdular

Bunu biraz daha açar mısınız? Göz göre göre mi kurşuna dizdiler?

Aynen öyle. 1996 yılının Ramazan ayındaki baskında yine korucularla askerler beraber gelmişlerdi. Her geldiklerinde onların dayak ve işkencelerine maruz kalmamak için fırsatını bulan kaçıp saklanıyordu. Ancak bahsettiğim baskında bu kez infaz için gelmişlerdi. Toplayabildikleri köylüleri caminin içerisine doldurdular. Ondan sonra evlerin içini aramaya başladılar. Bu sırada onlara yakalanmamak için saklanan Nihat adlı köylümüzü bir kümesten çıkardılar, döve döve sürükleyip biraz uzaklaştırdıktan sonra kurşuna dizdiler. Yine Ahmet Kaya adındaki imamı aynı şekilde köyün ortasında kurşuna dizdiler. Nevfel Selamboğa'yı da köyden çıkmak üzereyken at üstünde silahla tarayıp resmen infaz ettiler.

Öldürme işini bizzat askerler mi yapıyordu, yoksa korucular mı?

M.Nur Selamboğa: Askerlerin gözetiminde korucular bu işi yapıyorlardı. Babamın anlattığına göre rütbeli askerler kümesin yanındayken korucular yanına gelip rütbeliye 'Biz iki kişiyi öldürmek için anlaşmıştık, ancak üç kişiyi öldürdük' demiş, komutan da 'Tamam, üçüncü şahıs için de ayrıca ücret ödersiniz' demişti. Babamı kümesten çıkardıktan sonra korucular babamı da öldürmek için komutandan izin istemişlerdi. Komutan ise, çok kişi tarafından sağ olarak görüldüğü gerekçesiyle korucuların öldürme isteğini geri çevirmişti.

Köylüler kaçacak yer arıyordu

Bu tür infazlar yapılırken diğer köylüler ne yapıyorlardı?

Askerler köye doğru gelince onların hışmına uğramamak için herkes kaçacak delik arıyordu. Kadın ve çocukları caminin içine koymuşlardı. Saçağın altında sıraya koyduklarını öyle bir pozisyonda tutmuşlardı ki eriyen kar suları sıraya dizilen erkeklerin enselerine damlamaktaydı. Hiç kimse de yerinden kımıldayamıyordu. Kımıldayan olsaydı tekme, tokat, dipçik ile en ağır şekilde dövülüyordu.

Ağzımıza poşet tıkayıp her türlü işkenceleri yaparlardı

Baskınlarda size karşı hangi uygulamaları yapıyorlardı?

Asker ve korucular köye her geldiklerinde kadın, erkek, genç, yaşlı fark etmez kimleri yakalasalardı hemen üzerine çullanır, yere yatırırlardı. Ağızlarına poşet tıkayıp her türlü işkenceleri yaparlardı. Rastgele döverlerdi, tekmelerlerdi. Evlere dadanır, tüm ev eşyalarını darmadağın ederlerdi. Zahireleri yerlere döker ya da kullanılamayacak şekilde birbirine karıştırırlardı. Evleri silahlarla tararlardı, hayvanları öldürüyorlardı ya da beraberinde götürürlerdi. Evlerde değerli eşya olarak ne bulsalardı alırlardı. Özellikle iş mevsiminde traktörlerimizi gasp ederek Pirinçlik karakoluna götürüyorlardı, aylarca karakolda bekletip kendi işlerinde çalıştırıyorlardı.

Mahkeme heyeti baskı altına alındı

Yargılama sürecinde infaz edilen köylüleri öldürdükleri gerekçesiyle suçlananlarla ilgili nasıl bir süreç işletildi?

Olay, köye gelen askerlere karşı köylülerin silahlı çatışmaya girmesi şeklinde resmi kayıtlara geçirildi. Güya çatışma esnasında babam ve ceza alan diğer köylülerimiz kendi arkadaşlarını vurmuşlardı. Bu şekilde dava açıldı. Mahkeme heyeti de bu düzmecelere inanmamıştı ve bir süre sonra tutuklananlar tahliye edilmişti. Ancak ne olduysa sonradan mahkeme heyeti ilginç bir karara imza atarak düzmece rapor doğrultusunda idam kararı verdi. Öyle anlaşıldı ki mahkeme heyeti baskı altına alındı ve bu ilginç karar ortaya çıktı.

Somut olarak ne tür işkenceler yapıyorlardı?

A.Samet Torlak: Aklınıza gelebilecek her türlü işkenceyi yaparlardı. Mesela bir keresinde beni yatırıp ağzımı poşetle kapattılar. Sonra dört beş tane asker üzerime çıkıp vurmaya başladılar. Daha sonra alıp beni iki metre derinliğindeki tuvalet kuyusuna attılar. Sonra da üzerime bomba attılar. Bombayı havada yakaladım. Tabi bombanın pimini çekmediklerini görünce kendim çekip intihar etmek istedim. Çünkü artık dayanacak gücüm kalmamıştı. O sırada bir asker üzerime atlayıp belime tekme vurdu, o şekilde bombayı geri aldı. Alıp sigarayı vücudumda söndürüyorlardı. Şu anda halen sigara söndürmeden dolayı sırtımda izler var.

Kadınlar düşük yapıyordu

Kadınları karakola götürüyorlar mıydı?

Tabi. Erkeklere yaptıklarının aynısını kadınlara da yapıyorlardı. Mesela bir baskın sırasında bir grup erkekle beraber beş altı tane kadın da götürdüler. Bunları sebepsiz yere tam 16 gün boyunca Pirinçlik karakolunda beklettiler. Dövdükleri bazı kadınlar düşük yaptı. Bazı kadınların da sonradan doğan çocukları sakat olarak dünyaya geldi. Ama en feci baskınları, 1996 yılı Ramazan ayında köylülerimizden üç kişiyi kurşuna dizdikleri baskındı.

Bu baskında çatışma yaşandı mı?

Ne çatışması, ne hali, köylülerden üç kişi ölürken asker ve koruculara nasıl oluyor da hiçbir şey olmuyor, hiç kimsenin burnu bile kanamıyor? Bu mümkün mü? Zaten korucularla askerler daha önce anlaşmışlardı. Askerler de o şekilde rapor tuttular ve suçu da M.Nesih Selamboğa, M.Salih Selamboğa ve İsmail Yoldaş'la beraber diğer bazı köylülerimizin üzerine attılar.

O dönemde bazı basın organlarına yansıdığı kadarıyla olayların asıl sebebinin bazı köylülerin tüm köyde televizyonu yasaklamaya girişmeleri üzerine patlak verdiği söylendi. Buna ne dersiniz?

Bu tür haberler tamamen asılsızdır. Bir kere Köyümüze baskı yapanlar, topraklarımıza göz diken Aşıka Köyü korucuları ve bunlara menfaat karşılığı destek çıkan işgüzar kimi rütbelilerdi. Haydi diyelim ki kendi Köyümüzde televizyonu yasakladık; herhalde başka bir köy olan Aşıka Köyünde de bunu yapacak halimiz yoktu. Korucuların Köyü olan Aşıka Köyü yolun üzerindeydi. Zaten gelen gazeteciler de bizim köye sokulmuyordu. Çıkan haberlerin tümü de korucular tarafından ifade edilen yalan beyanlardı. Bu şekilde yaptıkları vahşetleri örtbas etmeye çalışıyorlardı.

Gözlerimin önünde kafalarına sıktılar

Köy muhtarı Sait Yoldaş: Asker ve korucuların köye geldiğini öğrenince herkes saklanmak için sağa sola koşuştu. Çünkü kimi yakalasalardı hemen orada ağır işkenceler yaparlardı. Abilerim Nihat ve Ali'nin bir kümese girdiğini görünce ben de o kümese girdim. Daha sonra kümeste olduğumuzu fark ettiler ve bizi çıkardılar. O zaman herhalde yaşımın küçük olması nedeniyle beni ayırdılar, ancak ağabeylerim Ali ve Nihat ile köy imamı Molla Ahmet'in ellerini bağlayıp diz çöktürdüler. Daha sonra gözlerimin önünde av tüfekleriyle kafalarına sıktılar. Ağabeylerimden Ali Yoldaş yaralı olarak kurtulurken köy imamı ile abim Nihat orada can verdiler. Bu olayı da çatışmaya giren şahısların ölü ele geçirilmesi olarak resmi kayıtlara geçirdiler. Üstelik yaralı olarak kurtulan abim Ali Yoldaş'ı askerlerle çatışmaya girdiği suçlamasıyla tutuklayıp içeri attılar. Yargılama sonucunda da diğer iki köylümüzle beraber idam cezasına çarptırdılar.

Son olarak ne demek istersiniz?

Hem öldürüldük, hem de idam cezalarına çarptırıldık. Tüm yetkililere çağrımız, bu konunun yeniden gündeme gelmesi ve köyümüzde cereyan eden hadiselerle ilgili dosyaların yeniden açılmasıdır. Eğer bu yönde bir adım atılırsa köyümüz ve civar bölgeler üzerinde döndürülen dolaplar açığa çıkacaktır. Haksız yere idam cezalarına çarptırılan köylülerimizin dosyaları yeniden açılmalı ve yeniden yargılamanın yolu açılmalıdır.

 

 

(M.Sait Adiyaman- İLKHA)

Bu haber toplam 6797 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT