1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Asker telsizinde açık infaz
Asker telsizinde açık infaz

Asker telsizinde açık infaz

Bismil'e bağlı Ağırlı (Bîrikê) köyüne 1993 yılında düzenlenen baskında kaldığı evden askerlerce alınan Şehmus Çelik, infaz edildi ve bu infaz eve bırakılan telsizle aileye dinletildi.

A+A-
12 yıldır yargı nezdinde yapılan girişimlerden bir sonuç çıkmazken, Çelik'in infazı son olarak avukatı tarafından Anayasa Mahkemesi'ne taşındı. Anne Rahime Çelik, oğlundan kalan kanlı ve yırtık elbiseleri yastığın altında saklarken, aile, Çelik'i katlettiği belirtilen dönemin Bismil Tabur Komutanı Yüzbaşı İzzet Cural'ın yargılanmasını istiyor.
 
Diyarbakır'ın Bismil ilçesine bağlı Ağırlı (Bîrikê) köyü yakınlarında 23 Kasım 1993 tarihinde çıkan çatışma sonucunda bir askerin yaşamını yitirmesinin ardından köye baskın yapan Bismil Komando Tabur Komutanlığı'na bağlı askerler, köye saklanan bir PKK'li ile Mahmut Çakmak ve Şeyhmus Çelik isimli yurttaşları köylülerin gözleri önünde infaz etti. Evinden alınarak herkesin gözü önünde dönemin Bismil Tabur Komutanı İzzet Cural tarafından katledilen 7 çocuk babası Mahmut Çakmak, askerlerin tuttuğu tutanaklara “örgüt üyesi” olarak geçerken, ailenin girişimleri de sonuçsuz kaldı. 
 
Aynı şekilde ablasının evinden zorla alınarak katledilen Şehmus Çelik için de 12 yıldır sürdürülen hukuk mücadelesi “örgüt üyesi” iddiasıyla sonuçsuz kaldı. Şehmus Çelik'in ablası Koçeri Kurt, o gün yaşanan vahşeti anlattı. Olayın yaşandığı gece çift sürmek için kardeşinin traktörüyle yardıma geldiğini belirten Kurt, “Gece kardeşim çift sürdükten sonra yemek, yemek için eve geldi. Çok geçmeden kapımızın büyük bir şiddetle çalınması üzerine gidip kapıyı açtık. Bir anda onlarca asker içeri girip arama yaptı. Askerler büyük bir kin ve hırsla içeri girmelerinden çocuklarımla korkudan titriyorduk. İlk aramadan sonra askerler evden dışarı çıktı. Aradan yarım saat geçmeden tekrar eve girdiler” dedi.
 
'Kardeşimden geriye yırtılan kıyafetler kaldı'
 
Askerlerin kendisini silah dipçikleriyle darp ederek kardeşini ellerinden çekiştirip zorla aldığını belirten Kurt, şunları aktardı: “Askerler eve girip kardeşimi almak istediklerinde kardeşimi almalarını engellemek için belinden sarılıp kardeşimi sımsıkı tutum. Onu götürmeyin, kardeşim damattır. Benim misafirimdir. Onun bu hafta düğününü yapacağız. Bizim suçumuz ne?
 
Neden onu alıyorsunuz? İşten gelmiş yorgun ve açtır. Onu bırakın, onun yerine oğlumu alın diye ısrar ettim. Askerler de 'Biz onu götürüp, ifadesini alıp bırakacağız' dediler. Askerler bir yandan kardeşimi elimden çekip götürmeye çalışırken bir yandan da kafama silah dipçikleriyle vuruyorlardı. Her tarafım kan içinde kaldı. Tüm yapılanlara rağmen kardeşimi askerlere bırakmadım. Çekiştirmelerden kardeşimin üstündeki tüm kıyafetler yırtılıp ellerimde kaldı. Bana attıkları dayak ve işkence sonucu kendimden geçip bayılmışım. Uyandığımda kardeşimi götürmüşlerdi. Sadece ondan geriye ellerimde parçalanmış kıyafetleri kalmıştı. Kapıya yöneldim. Kapımızı askerler dışarıdan kilitlemişti. Dışarı çıkamıyorduk. Pencerelerden çıkmak istedim çıkamadım. Sabaha kadar çocuklarımla ağlayarak, korku içinde bekledik.”
 
'Evimizi silahla taradılar'
 
Kurt, yapılan aramanın ardından evlerinin silahlarla tarandığını ifade ederek, yaşadıkları korku dolu anları ve insanlık dışı uygulamaları şöyle aktardı:
 
“Kardeşimi almadan önce eve giren onlarca asker evin her tarafını silahlarla taradılar. Silah sesleri yankılanıyordu. Cam ve duvarlarımız silahlarla tarandı. Evin her tarafına kurşun yağdıran askerler adeta evin içine çatışma süsü verdiler. Çocuklarımızla korkudan kalbimiz duracak gibiydi. Askerler evimizi dışarıdan kilitlemişti. Sabaha kadar çocuklarımla evde kilitli tutulduk. Sabahın ilk ışıklarıyla askerler gelip bizi dışarı çıkardılar. Ben dışarı çıkarken bağırarak kardeşimi sordum ve köyün içine doğru koştum. Köyden bir kadın beni çağırarak, kardeşimi yan evin avlusunda öldürdüklerini söyledi. Evin avlusuna gittiğimde kardeşimin sırtı evin duvarına dayayıp, göğsüne üç kurşun sıkılmıştı. Vücudunu delen kurşunlar duvarı da delmişti. Parmağı kesilmişti. Ayağında bağlı bir tel duruyordu. Kardeşimi o halde görünce adeta dünyam yıkıldı. Eve gidip evden yorgan, yastık ve yatak alıp getirip kanlar içinde kalan kardeşimi içine koydum. Kardeşimin hiçbir suçu yoktu. Köye yakın yaşanan çatışmadan da haberi yoktu. Kendi traktörüyle bizim topraklarımızı sürmeye gelmişti. Suçsuz yere kardeşimi katlettiler.”
 
'Oğlumu İzzet Cural öldürdü'
 
Çocuğunun suçsuz yere katledildiğini belirten anne Rahime Çelik ise, “Benim oğlum kızımın tarlasını sürmek için Ağırlı (Bîrikê) köyüne gitmişti. Bize ait iki traktörde onların çiftini sürüyordu. Hem oğlumu orda öldürüp katlettiler hem de iki traktörümüzü yaktılar. Benim oğlumu dönemin Bismil Tabur Komutanı Yüzbaşı İzzet Cural katletti. Ömrümün sonuna kadar davacıyız. Oğlumu hunharca katletti. Ondan geriye kalan kıyafetlerini yattığım yastığımın altında saklıyorum. Oğluma yapılan vahşeti hiçbir zaman unutmayacağız” dedi.
 
'Astsubayımız öldürüldü bizde bunu öldürelim'
 
Çelik'in yeğeni Sultan Kurt ise, askerlerin dayısını evden zorla aldıktan sonra evin içine telsiz bıraktıklarını belirtti. “Askerler dayımı alıp götürdükten sonra askerlerden biri kendi telsizini bizim evin buzdolabının üstüne bıraktı. Gece boyunca telsizlerde konuşulanları duyuyorduk” diyen Kurt, “Telsiz anonsunda askerlerin, 'Biz ablasının evinde birini yakalayıp zorla getirdik. Yaptığımız tüm uygulama ve işkencelere rağmen bir şey söylemiyor. Suçsuz olduğunu söylüyor. Şêira köyünden olduğunu ve Heci Hayder Çelik'in oğlu olduğunu söylüyor. Biz köy muhtarı getirip gösterdik, ama köy muhtarı tanımadığını söylüyor. Çıkan çatışmada astsubayımız öldürüldü. Bizde karşılığında bunu öldürelim' konuşmaları devamlı geçiyordu. Telsizden bir diğer detayda askerlerden biri komutanına, 'Ben telsizimi eve sakladım. Aile ne konuşuyor. Ne tür diyaloglar geçiyor. Dinlemek için bıraktım' diye de telsizden konuşmalar geçiyordu” şeklinde belirtti.
 
20 yıldır kıyafetleri işkence izlerini koruyor
 
Çelik'in katledilirken üzerinde bulunan ve kana bulanan kıyafetleri yanında saklayan Çelik'in ablası Xece Çelik, ağabeyinden kalan kıyafetleri çıkarırken, o gün yaşadığı acıyı tekrar yaşayarak feryat etti. Kan ve çamur içindeki kıyafetleri gören abla sinir krizi geçirirken, kurşun izlerin bulunduğu ve adeta kana bulanmış, parçalanmış kıyafetleri 20 yıl önce Çelik'e yapılan işkence ve vahşetin izlerini taşıyor.
 
Anayasa Mahkemesi'ne başvuru
 
12 yıldır Şehmus Çelik'in faillerinin yargılanması için hukuk mücadelesini verdiklerini belirten avukat Fethi Gümüş, valilik, İdare Mahkemesi ve Danıştay'a taşıdığı Şehmus Çelik davasının “örgüt üyesi” olduğu gerekçesi ile ret kararı çıktığını kaydetti. Gümüş, en son Anayasa Mahkemesi'ne başvuruda bulunduğunu kaydetti. Başvurunun tekrar reddedilmesi halinde iç hukuk yollarının tükeneceğini kaydeden Gümüş, davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) taşıyacağını ifade etti. 

HABERE YORUM KAT