1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Arınç Gazeteciler ödül gecesine katıldı
Arınç Gazeteciler ödül gecesine katıldı

Arınç Gazeteciler ödül gecesine katıldı

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, GGC'nin, bu yıl Van depreminde hayatını kaybeden gazeteciler Cem Emir ve Sebahattin Yılmaz anısına düzenlediği geleneksel 27. Başarılı Gazetecilik Ödülleri törenine katıldı.

A+A-

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti'nin (GGC) düzenlediği geleneksel Başarılı Gazetecilik Ödülleri töreninde yaptığı konuşmada, “Eski usul devam edecek olursak bu yaptıklarımızın milyonlarca insanı huzura ve mutluluğa kavuşturmakta yetersiz kalacağını düşünüyorum. Şiddete ve silaha tepki göstermenin, şiddeti ve silahı reddetmenin tam zamanıdır. Hükümet olarak bize ne düşüyorsa bunu yapacağız ama gazeteci arkadaşlarımdan da Diyarbakır'ın tüm dinamikleri burada olduğu için huzuru, barışı, dostluğu, birbirimizi anlamayı sesimizi yükselterek biraz daha gür sesle konuşmamız lazım” dedi.
.Cemiyet binasında düzenlenen törende konuşan Arınç, böyle bir etkinliğe katıldığı için mutlu olduğunu, Diyarbakırlı dostlarıyla kendilerini kucaklaştırdığı için GGC Başkanı Veysi İpek'e teşekkür ettiğini söyledi. Fırsat buldukça bu tür etkinliklere katıldığını belirten Arınç, “Hükümetteki görevim hükümet sözcülüğü dışında genelde medya ile ilgili kuruluşlar. Bunun içinde TRT, Anadolu Ajansı, Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü, Radyo Televizyon Üst Kurulu, Vakıflar Genel Müdürlüğü var. Ama genelde basınla, medyayla ilgili kurumlar bana bağlandı. 4 yıla yaklaşan Başbakan Yardımcılığı görevimde değerli basın mensubu arkadaşlarımızı anlayarak, dinleyerek ve sorunlarına çare bulmaya çalışarak görevimi yapmaya gayret ediyorum" dedi.
Arınç, kendisinden önce konuşan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'in konuşmasına değinerek, Baydemir'in gönlünden koptuğuna inandığı samimi düşüncelerine aynen iştirak ettiğini ifade etti. Baydemir'e teşekkür eden Arınç, “Gönlümüzde yanan sıcaklığın, mutlaka bizi barışa huzura, bu ülkede kardeşliği doyasıya yaşayacağımız günlere yakınlaştırmasını diliyorum” şeklinde konuştu.
Gazeteciliğin yıpratıcı bir meslek olduğunu ifade eden Arınç, gazetecilerin yıpranma payı ve bu konudaki çalışmalar hakkında bilgi verdi. Arınç, “2008 yılına kadar bazı iş kollarında sizin yıpranma hakkı dediğiniz, kanundaki ismiyle fiili hizmet zammı vardı. 2008'de Sosyal Güvenlik Kanunu yenilenirken o iş kolları ile birlikte gazetecilik mesleği de yıpranma hakkını, fiili hizmet zammını kaybetti. O günden bu yana arkadaşlarımız bunun yeniden gelmesini arzu ederler. Olabilir, bu makul, mantıklı bir taleptir. Ancak bunun bütün sosyal güvenlik kapsamı içerisinde ve diğer iş kolları ile düşünülmesi lazım. Yalan konuşacak halim yok, ben bütün arkadaşlarıma bu konu üzerinde Başbakanımızın da bize çalışma yaptırdığını ama son çalışmayı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın bitirerek önümüze getireceğini ifade ettim. Umarım ki çok güzel, çok yerinde bir kararla olumlu bir sonuca ulaşırız. Tabi fiili hizmet zammının bütün iş kolları için geçerli olması, sosyal güvenlikte nasıl bir denge getirecektir onu ayrıca hesaba katmamız gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.
Herkesin suç işleyebileceğini vurgulayan Arınç, “Bilerek veya bilmeyerek kimsenin böyle bir imtiyazı da yoktur. En azından bir insan olarak herkes bir suça karışmış olabilir. Eski hukuktaki tabirimizle bilerek ve isteyerek soğukkanlılıkla, yani taammüdü tarif ediyorum. Bir suç işleyen de çıkabilir, taksirli bir fiil ile bir suça istemeden kazara karışmış da olabilir. Bunlara adi suçlar diyebiliriz. Her şey olabilir, yaralamadan öldürmeye kadar. Ancak bizim burada konuşmamız gereken husus gazetecilik mesleğini yaparken karşılaştığımız sıkıntılardır. Yani kitap yazarken, gazete yazarken, karikatür çizerken, televizyon yayıncılığı yaparken önümüzde bir sansür var mı, bir engelleme var mı? RTÜK'ten de sorumluyum. Kanunu da 1,5 yıl önce çıkardık. Yeni bir kanun yaptık 55 maddelik. Orada bile yayınlara önceden müdahale etme hakkımız yoktur. Yayınlanır, şikayet üzerine veya resen yayın ilkelerine aykırılık sebebiyle onlara bir müeyyide uygulanabilir. Şunu demek istiyorum, bir gazeteci, gazetecilik mesleğini yaparken Türkiye'de adi suçların dışında iki şeyle karşılaşır. Birincisi özellikle şikayet konusu olan husus Diyarbakır'ın hususiyetlerine dikkat ederek söylüyorum, Terörle Mücadele Kanunu'dur (TMK). Bu, 90'lı yıllardan beri geliyor. Zaman zaman değişikliğe uğradı. Propaganda yapmaktan başlıyor, örgüt lehine bazı eylemlere katılmayı da katlaya katlaya yükseltiyor. Bir gazeteci, gazeteci olmasına rağmen TMK'nın bu maddelerine aykırı bir fiil işlerse karşılaşacağı muamele bellidir. TMK kapsamında tutuklanır, hüküm de giyebilir. Adalet Bakanlığı'ndan aldığımız istatistiklerde 100 gazeteci diyelim ki içeridedir, 70'i TMK'nın şu şu şu maddelerine aykırılıktan ya tutuklanmış ya hüküm giymiştir. O zaman şunu söyleyebiliriz, 'TMK tamamen kalksın'. Bunu içinizden söyleyecekler var. Sayın Sezgin Tanrıkulu söyleyebilir mi bilmiyorum. O söylerse partisi söyleyebilir mi onu da bilmiyorum. Ama onu mertçe konuşabilirsiniz. Dersiniz ki; gazeteci ne yaparsa yapsın ama TMK diye bir kanun olmasın. O zaman bunun gerekçelerini de Türkiye şartlarında ne kadar uygulanabileceğini de en azından bana söylemeniz lazım. Çünkü böyle bir düzenleme yapılacaksa benim Adalet Bakanı ile bunu çalışmam lazım” ifadelerini kullandı.

“İNKAR, RET VE ASİMİLASYON POLİTİKALARINI BİZ TERK ETTİK, ELİMİZİN TERSİYLE İTTİK”
3. yargı paketinin önemli maddelerinden birinin de ifade özgürlüğü olduğunu dile getiren Arınç, "Düşünceyi yayma ve ifade açıklama sebebiyle ceza yiyenler varsa 5 yıla kadar onları erteleme kapsamına soktuk. Bundan bir milletvekili arkadaş da istifade etti biliyorsunuz. Milletvekili Kemal Aktaş, evet yemin etmemiş, edememiş olabilir, tahliye edilmemiş olabilir ama yaptığı bir konuşmadan dolayı 1 yıl 8 aylık bir cezaya muhatap kalmıştı. 5 yıllık erteleme kapsamına girmeden önce Meclis Başkanı okutacaktı kararı ve milletvekilliği düşecekti. Ancak 3. yargı paketindeki hüküm 5 yıla çıkardığı için Kemal Aktaş'ın milletvekilliği düşürülmedi. Bundan başkaları da istifade etti. Eğer suç olacaksa ceza da olacak. Suçun ne olup olmayacağına şüphesiz siyasi organların, yasama organının karar vermesi lazım. Bu konularda çalışma yapmadan, teklif sunmadan bunların hepsi kalksın, herkes istediğini söylesin, istediği ilişkiyi kursun dersek bu gerçekçi olmaz" dedi.
Arınç, geçmişte gazeteci sıfatı ile bilinen pek çok insanın kalleşçe, hunharca hayatını kaybettiğini, bütün bu olayların Hrant Dink olayı müstesna olmak üzere 90'lı yıllarda işlendiğini ifade ederek, "Hrant Dink'in olayında hükümet olarak yapacağımız tek bir şey vardı. Ya olayı önceden önleyebilecektik. Buna gücümüz olacaktı veya suç işlendiğinde derhal suçlu veya suçluları yakalayacaktık. Unutmayın Hrank Dink'in katilleri 36 saat içerisinde bulundu ve yargıya teslim edildi. Yargı nasıl yaptı, iyi mi yaptı kötü mü yaptı, az mı oldu eksik mi oldu, o ayrı bir konu ama biz yargının önüne çıkaracak gücü kendimizde bulabildik ve ondan başka da bu dönem gösterebileceğimiz kötü örnekler olmadığını düşünüyorum” diye konuştu.
Medya, özellikle yerel medya konusunda Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü olarak çok önemli adımlar attıklarını, hizmet pasaportu, sarı basın kartı, yerel medya eğitim seminerleri gibi çalışmaları olduğunu vurgulayan Arınç, şöyle dedi:
"Türkiye'de özellikle özgürlükler alanında genişlemeden, güçlenmeden yanayız. Unutmayalım Kürtçe'yi geçmişte inkar ettiler, reddettiler ama inkar, ret ve asimilasyon politikalarını biz terk ettik, elimizin tersiyle ittik, ayağımızın altına aldık. Artık bizden sonra ret, inkar bütün bunlar mümkün değil. Kürtçe'yi yasaklayanlar milletin değerlerine yabancı olanlardı. Bugün benim sorumlu olduğum TRT'nin, TRT Şeş diye özel bir kanalı var. Üçüncü yılına girdi, Arapça kanalı var. 3-4 ay kadar önce Soranice yayına da başladık. Bununla yetinmedik. RTÜK, Kasım 2009'da bir yönetmelik değişikliği yaparak yerel radyo ve televizyonlarına 24 saat ana dilde yayın yapma lisanslarını verdi. Unutmayın o tarihten önce radyolar bir saat, televizyonlar 45 dakika civarında anadilde yayın yaparlardı ama haberlerin Türkçe okunması mecburiyeti vardı. Diğer yayınlarda da alt yazının Türkçe yazılması mecburiyeti vardı. Bunların hepsini kaldırdık. RTÜK'ten son lisansları aldım, 29 yerel televizyon bir kısmı uyduya çıkmış durumda. Arapça'dan Aramice'ye kadar, Kürtçe'den diğer dillere kadar anadilde yayın yapıyor."

TDK'NIN KÜRTÇE SÖZLÜK ÇALIŞMLALARI
2009 veya 2010'da Osman Baydemir'i ziyaretinde Baydemir'in kendisine Kürt Enstitüsü'nün yayımladığı bir Kürtçe sözlük hediye ettiğini hatırlatan Arınç, "Sonra başımıza bir iş geldi. Artık Kürtçe seçmeli ders haline geldi. Kürtçe artık bugün 5. sınıflardan başlayarak çocuklarımızın istemesi halinde öğretilebilecek. Üniversitelerde bölümler açıldığını biliyorum. Beğenmeyebilir, dudak bükebilir, bu da neyin nesi diyebilirsiniz. Nereden nereye geldiğimizi söylemek için konuşuyorum. Kürtçe ders için önce öğretmen ihtiyacı, arkasından bir kitap, arkasından bir lügat ihtiyacı ortaya çıktı. Milli Eğitim Bakanlığı pratik olarak bunları çözmeye çalışıyor. TDK Başkanına 'Kürtçe lügatimiz var mı?' diye sordum. 'Hayır' dedi. 'Hangi dillerde bugüne kadar lügat hazırladık' diye sordum, 17 dilde lügat çalışması vardı, aralarında Kürtçe yoktu. Bendeki lügati verdim, bundan yararlanabilirsiniz dedim. TDK'ya Kürtçe lügat hazırlamaları talimatını verdim. Ondan da istifade edebilirsiniz dedim. Diyarbakırlı kardeşlerim bu adımı da attık. Bugünden yarına olacak bir şey değil ama bir ayıptan kurtuluyoruz. TDK filan filan dillerin lügatini hazırlamış ama benim milyonlarca insanımın konuştuğu bin yıllık bir medeniyetin eserleri, düşünceleri, kültürü ile bugüne kadar ayakta kalmış, yaşamış bir dilin lügatini hazırlamaktan mahrum kalmışlar” şeklinde konuştu.
Huzur, barış ve dostluğu, birbirimizi anlamayı daha yüksek ve gür sesle konuşmak gerektiğini kaydeden Arınç, “Güzel şeyler olacak, güzel günler göreceğiz. Yeter ki, bu şiddet dursun, silahlar dursun, eylemler dursun, ülkede barışın, birbirini anlamanın, diyaloğun yolunu açmış olabilelim. Eski usul devam edecek olursak bu yaptıklarımızın milyonlarca insanı huzura ve mutluluğa kavuşturmakta yetersiz kalacağını düşünüyorum. Şiddete ve silaha tepki göstermenin, şiddeti ve silahı reddetmenin tam zamanıdır. Hükümet olarak bize ne düşüyorsa bunu yapacağız ama gazeteci arkadaşlarımdan da Diyarbakır'ın tüm dinamikleri burada olduğu için Sayın Baydemir'in konuşmasının ana unsuru olan huzuru, barışı, dostluğu, birbirimizi anlamayı, sesimizi yükselterek biraz daha gür sesle konuşmamız lazım" ifadelerini kullandı.
Arınç, daha sonra gazete haberciliği dalında birincilik ödülü alan Taraf gazetesi Mardin muhabiri Muzaffer Duru'ya ödülünü verdi. Ardından çekimlerinin bir kısmı Diyarbakır'da yapılan ve jüri özel ödülüne layık görülen "Sultan" dizisinin yapımcısı Cengiz Keten ve başrol oyuncuları Nurgül Yeşilçay ile Şahin Irmak'a plaket verdi.

“SORUNLARIN DAHA ÇOK DEMOKRASİ, DAHA SİVİL BİR ANLAYIŞLA YÖNETİLEN DAHA SİVİL BİR REJİMLE ÇÖZÜLMESİ MÜMKÜNDÜR”
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Eker ise, törenin Diyarbakır'da GGC tarafından özellikle de Van depreminde hayatını kaybeden Cem Emir ve Sebahattin Yılmaz'ın anısına düzenlenmiş olmasının ayrı bir önemi bulunduğunu, bu vesile ile tüm basın şehitlerine rahmet dilediğini söyledi. Basın emekçilerinin zor şartlarda görevlerini yerine getirmeye çalıştığını ifade eden Bakan Eker, "Bir söz vardır, marifet iltifata tabidir, müşterisi olmayan mal zayidir diye. Özellikle basın emekçilerinin ödüllendirilmesi, en azından marifetlerinin takdir edildiği anlamını verir. Eskiden gazetecilik vardı, yazı vardı. O faaliyet de kuşkusuz bir emek istiyordu ve emekçiler vardı, zordu. İşler biraz değişti. Ama kimin bakımından değişti? Medyanın sahipleri, patronları açısından değişti. Emekçiler için çok fazla bir şey değişmedi maalesef. Basın emekçileri bugün de, dün de zor şartlarda bu görevi en iyi şekilde yerine getirmeye çalışıyorlar. Onları yürekten kutluyorum" dedi.
Türkiye'nin dün olduğu gibi bugün de sorunlarının olduğunu, gelecekte de bu sorunların olacağını ifade eden Eker, hayat devam ettikçe sorunların olmasının kaçınılmaz olduğunu, sorunların daha çok demokrasi, daha sivil bir anlayışla yönetilen daha sivil bir rejimle çözülmesinin mümkün olduğunu kaydetti. Bakan Eker, bunu inşa etmenin, sorunları gidermenin, rejimi bir şekilde restore etmenin herkesin görevi olduğunu vurgulayarak, "İktidarı, muhalefeti, sivil toplum kuruluşları, basını ile medyası ile hepimizin görevi. Nasıl ki tarihi eserleri restore ediyoruz, sistemimizin de bir şekilde restorasyona ihtiyacı var. Bunu yaparken iddiamız şu, diyoruz ki; bunu barış içerisinde yapalım. Haksızlığa uğradığımızda, bir başka haksızlık yaratacak şekilde, bir saldırıyı bir başka saldırı ile, bir yanlışı bir başka yanlış ile kafa göz yararak değil, Türkiye'de barışı kardeşliği kırmadan dökmeden birlikte inşa edelim. Hep beraber, Kürt, Türk, Arap, kim varsa bu topraklarda yaşayan. Bu akşam burada bu duyguların ifade edilmesi benim için anlamlı, önemli. Onun için umut verici olarak değerlendiriyorum. Çünkü bu topraklarda ne zaman umuttan bahsedilse, ne zaman umutlu bir konuşma olsa arkasından maalesef yakın yıllarda acı olaylara şahit olduk. Ne zaman hayırlı bir adım atılsa, ne zaman geleceğe doğru önemli bir barış projesinden bahsedilse arkasından maalesef üzücü, menfur bir saldırı oluyor. Yüreğim umuttan yana, barıştan yana, dostluktan kardeşlikten yana” diye konuştu.
Eker, konuşmasının sonunda Kürtçe, "Hayır ve güzellik bulasınız, geceniz iyi, keyfiniz iyi, gönlünüz aydınlık olsun" dedi.

“ARTIK BU COĞRAFYAYA TEK BİR İNSANIMIZIN BEDENİ DÜŞMEMELİDİR”
Konuşmasına konuklara Kürtçe 'Hoş geldiniz' diyerek başlayan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ise, birbirinden farklı siyasetlerin mensupları olarak, birbirinden farklı politik düşüncelerin yürütücüleri olarak aynı masanın etrafında buluşabilmeyi dilediğini söyledi. Bugünden itibaren bu coğrafyada yeni bir süreç başlatılması dileğinde bulunan Baydemir, "Bugün Türkiye'ye baktığımızda Diyarbakır'dan Edirne'ye, Hakkari'den Trabzon'a kadar bir medeniyetler beşiğinde yaşıyoruz. Çok dilli, çok kültürlü, çok inançlı bir toplum mozaiğinde yaşıyoruz. Neden bu kavga. Aynı rabbe inanıyoruz. İnancım o ki; sadece yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan da bir gün mesul olacak, hesaba tutulacağız" şeklinde konuştu.


Artık bu coğrafyaya tek bir insanın bedeninin düşmemesi gerektiğini aktaran Baydemir, "Mensubu olduğum Kürt milleti kardeşçe, eşitçe kendi coğrafyasında birlikte yeni bir toplumsal sözleşme ile bir kardeşlik hukukunu yaratmaya çalışıyor. Artık bu coğrafyada tek bir insan yaşamını yitirmemelidir. El birliği ile kardeş kavgasını durdurabileceğimize inanıyorum. Barışçıl ve aydınlık bir geleceği birlikte kurgulayabileceğimize, birlikte inşa edebileceğimize inanıyorum. Bugün yaşadığımız coğrafya 16 büyük devletin sonuncusu. Bu coğrafyanın hiçbir devletinde katı merkeziyetçilik yoktur. Hepsinin uzun ömürlü olmasının nedeni ademi merkeziyetçiliğe dayalı olmasıdır. Bir gün gelecek bu coğrafyada, Kürt'ü de, Türk'ü de, Laz'ı da, Çerkez'i de, Arap'ı da kardeşlik türküsü ve halayıyla kardeşlik kavgasını nihayete erdirecektir. Kim ki buna bir katkı sunar, bu yürek yangınını söndürürse, Allah binlerce kez ondan razı olsun. İnşallah bir gün hak ettiğimiz kardeşliği, dostluğu ve barışı bu coğrafyada yaşayacağız” ifadelerini kullandı.


Daha sonra konuşan GGC Başkanı Veysi İpek de, gazeteciliğin zor bir meslek olduğunu, bölgede gazetecilik yapmanın ise çok daha zor olduğunu ifade etti. İpek, bölgeden acı haberler servis ettiklerini, bundan sonra haberlerde sevgi, kardeşlik, barış ve hoşgörüyü paylaşmak istediklerini sözlerine ekledi.
Konuşmaların ardından ödül kazanan gazetecilere ödülleri verildi.

HABERE YORUM KAT