1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Ağır Suçlarda Uluslararası Deneyim Konferansı
Ağır Suçlarda Uluslararası Deneyim Konferansı

Ağır Suçlarda Uluslararası Deneyim Konferansı

Diyarbakır Barosu tarafından düzenlenen "Ağır Suçların Etkili Soruşturmasında Uluslararası Deneyim Konferansı"nın sonuç bildirgesi açıklandı.

A+A-

Türkiye'nin dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi olağanüstü dönemlerden geçmiş, 1980 Askeri darbe dönemi, sıkıyönetim ve olağanüstü hal uygulamalarını yaşamış bir ülke olduğunun kaydedildiği sonuç bildirgesinde “son 30 yıldır yaşanan silahlı çatışmada 50.000 e yakın insan yaşamını yitirmiş, insan hakları örgütlerine göre 3500 yerleşim yeri zorla boşaltılmış, 3 milyona yakın kişi zorla yerinden edilmiştir” denildi.

“Sadece Diyarbakır Özel Yetkili Savcılığında 10.000'i aşkın faili meçhul dosya bulunmakta, 1000'i aşkın kişinin halen kayıp olduğu, yaşanan çatışmalardan sonra yaşamını yitiren güvenlik görevi sayısı kadar çevre köylerden ve yerleşim birimlerinden örgüte destek sunulduğu düşünülen sivillerin misilleme amaçlı olarak infaz edildiği ya da kaybedildiği bilinen bir gerçektir” ifadelerinin kullanıldığı bildirgede Amed'de toplanan konferansın beş ana başlık altında, ağır insan hakları ihlalleri bağlamında özellikle kayıplar ve toplu mezarlar üzerine yoğunlaşarak farklı deneyimleri incelediği belirtildi.

Konferans sonuç bildirgesinde konferans bileşenlerinin şu kararlara ulaştığı kaydedildi:

Suçların ortaya çıkarılmasında, faillerin tespiti ile adalet önüne çıkarılmasında ceza soruşturmalarının ve yargının başarısızlığı nedeniyle, dünyanın pek çok ülkesinde oluşturulan bir hakikat komisyonunun kurulması gereği, böyle bir komisyonun toplumsal cinsiyet eşitliği değerleri temelinde ve toplumsal ihtiyaçları ve değerleri (ana dil gibi) içerecek biçimde oluşturulması gerekmektedir.

Kayıplarla ve hukuk dışı infazlarla ilgili yürütülen adalet mücadelesi, bir yandan mağdur ailelerinin yaşamında olumlu değişikler yaratmayı, öte yanda da adaletsizliği üreten sistemin dönüşümü ve değişimini hedeflemelidir.

Kayıp aileleri bu sürecin temel paydaşıdır. Hak savunucuları, mesleki uzmanlığa sahip olanlar ve örgütleri, kayıp aileleri ile birlikte, süreci yürütmeli ve yönetmeli, özellikle veri toplama sürecindeki ikinci mağduriyetlerden koruyabilmelidir. Sürecin yeniden oluşturacağı travmaları önlemek amacıyla ruhsal destek sağlanmalı, alanda çalışanların da bakım verenlerin bakımı programlarına katılması hedeflenmelidir.

Hakikat arayışında, hakikatin bütün unsurlarıyla araştırılması gerekir. Bu araştırma sadece bir meslek alanına özgü değildir. Adli tıp, hukukçular, mağdur aileleri ve insan hakları örgütleri ve akademinin beraber çalışmasını gerektirir. Dolayısıyla mücadelenin ana ayağını oluşturan bu kapsamlı, tamamlayıcı araştırmaların ve eylemliliklerin ortaklaşılmış, zamana dayalı ve sonuç alıcı bir planlama çerçevesinde yapılması ihtiyacı bulunmaktadır. Aynı zamanda uluslararası mekanizmaları harekete geçirecek işbirliklerinin oluşturulması da bu plana dahil edilmelidir.

Mevcut yasal düzenlemelerin ve olanakların etkili kullanımın sağlanması, bu konuda akademik alan ve aktivistlerin bütün olasılıkları gözeten çalışmaları yoğunlaştırması gerekmektedir. Mevcut Anayasa ve bu Anayasanın 15. Maddesi ağır insan hakları ihlallerinin zaman aşımına tabi olmaksızın soruşturulup cezalandırılmasını engellememektedir. Savaş, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde işlenen ağır suçların soruşturulması ve zaman aşımına uğramasını engelleyen hiçbir anayasal hüküm hukuka uygun olamaz. Dolayısıyla kapatılmış dosyalarla ilgili başvuruların bu perspektifte yeniden açılması için Anayasa Mahkemesine başvuru yapılması, uluslararası ve bölgesel mekanizmaların bu anlamda zorlanması gerekmektedir.

Toplu mezarların açılması, bulguların incelenmesi ve gerekli soruşturmaların açılmasında Minesota ve İstanbul Protokolu kurallarına uyulmalıdır.

Veri toplama, inceleme, analiz etme ve müdahale etme kapasitelerinin güçlenmesi için ortak ve yaygın çalışmalar gerçekleştirilmelidir.

Yalnızca kimlik tespiti olmayan, aynı zamanda cezasızlıkla mücadeleyi güçlendiren ve adaletin tesisine hizmet edecek olan bu çalışmaların bağımsız temelde yapılması ve izlenmesi gereklidir.

Suçların ortaya çıkarılmasında kamu ve özellikle de soruşturma makamlarıyla işbirliği yapmanın imkanları zorlanmalıdır.

Bu alanda mücadele eden hukuk, adli tıp, insan hakları ve diğer sivil toplum örgütleri olarak Konferansımız, İlgili makamlara;

Devlet görevlileri tarafından gözaltında kaybedilme ile keyfi ve hukuk dışı şekide yaşam hakkını ihlal eden her türlü eylemin insanlığa karşı suç olarak düzenlenmeye,

Bu suçların örgütlü ve kamunun imkanları kullanılarak delilleri ortadan kaldırılmaya çalışıldığından ve failleri devlet görevlisi olduğundan dolayı, yeterince uzman savcı, kolluk görevlisi, personel ve gerekli araçların sağlanarak belirli bir katılımcı planlama çerçevesinde soruşturmaların hızla yürütülmesine

Devlet görevlileri tarafından işlenen ağır insan hakları ihlallerine ilişkin suçların uluslararası insan hakları hukukuna göre zaman aşımına uğramayacağını ve bunu sağlayacak yeni ulusal yasal düzenlemelerin hukuka aykırı olamayacağını vurgulamış ve Türkiye'nin bu uluslararası yükümlülüklerine uygun yasal düzenleme yapmaya,

Kayıp kişilerin çoğunlukla kimliği belirsiz bir şekilde çeşitli mezarlıklarda usule aykırı biçimde gömüldükleri ve kimliklerinin tespitindeki zorluklar vurgulanmış, kamunun desteği ile halen kimliği belirsiz olarak gömülmüş olanlar için bir DNA Bilgi Bankasının oluşturulmaya, ve

İvedilikle Uluslararası Ceza Mahkemesinin Statüsünü düzenleyen Roma Tüzüğüne taraf olunmalı, BM Zorla Kaybedilmeye Karşı Sözleşmeyi imzalamaya ve taraf olmaya çağrıda bulunmaktadır.

HABERE YORUM KAT